Çandar: PKK’siz olmaz
Çandar: PKK’siz olmaz
Gazeteci Cengiz Çandar, 29 Mart Yerel Seçim sonuçlarının Kürt sorununun varlığı açısından belirleyici ve Başbakan Erdoğan’ın da bunun farkında olduğunu söyledi. Hükümetin PKK ile bir şekilde temas içinde olduğunu herkesin sezdiğini de savunan Çandar, PKK ve onun Önderi’nin belli bir düzeyde muhatap alınması gerektiğine işaret etti. Çandar, PKK’yi tasfiye etmek yerine, Kürt sorununu şiddetten arındırıp, PKK’yi siyasi sürecin içine almak gerektiğinin altını çizdi. Çandar ile geçtiğimiz hafta Şivan Perwer Vakfı için Peterberg’de yapılan toplantıda görüştük. Çandar’ın sorularımıza yanıtları şöyle:
Türkiye Meclisi’nde Kürt sorununa ilişkin genel görüşmeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bence tartışmaların çok fazla önemi yok. Kimin ne dediği çok önemli değil. En önemli tarafı Türkiye’nin bir numaralı sorunu, ilk kez Türkiye Meclisi’nde tartışılmış oldu. Kimin ne dediğinden daha önemli bir olay. Bütün konuşmacılar çok heyecan verici yeni şey söylemediler. Kendilerinin siyasi pozisyonu neyse onu söylediler.
Peki bu süreç bizi nereye götürür?
Umarım ki iyi bir yere gitsin. Bir sorun var ve büyük oranda kangrenleşmiş. Büyük sayıda can kaybına, ülkenin kaynaklarını tüketmesine, enerji kaybına, bir anlamda iç kanamaya yol açmış. Toplumun dokularını bozmuş. Kürtler ve Türkler iyi anlamda kendileri olmaktan çıkmışlar. Bütün bunların olduğu dönemde bu sorun ülkenin en önemli kurumunda hiç konuşulmamış. Biraz sorun da bu zaten. Bu anlamda Meclis’te bu sorunun konuşulmuş olması öndeki zorluklara, engellere, yolunun zeminin altındaki her türlü mayına rağmen başlı basına bir gelişmedir. Geleceğe olumlu ve iyimser bakmak için bir gelişmedir.
Büyük engeller yok mu?
Sihirli formüller ile çözülecek sorun değil... O yüzden mutlaka sağa sola sapmalar, inişler çıkışlar, geriye doğru çekilmeler beklemek gerçekçi olur. Bu yola çıkıldı. Macun tüpten çıktı, ya da cin şişeden çıktı. Tekrar sokamazsınız. Alt üst oluşlar, yalpalamalar olabilir. Bu işin sonu iyi olacaktır.
Onur Öymen’in yaptığı hakeretlere ilişkin bir yazı yazdınız...
Evet. Bence çok iyi oldu o. Çünkü Maske düştü
Türk Alevileri sorunun farkına varırlar mı?
Alevi toplumu kımıldandı. Kürt Alevileri bakımından sorun yok. Onlar kendilerini hakarete uğramış saydılar ve sokağa çıktılar. Kürt olmayan Aleviler, Türk Alevileri ki onların en önemli örgütü Alevi Bektaşi Federasyonu, aynı zamanda Alevilerin en önemli kurumu. 48 saat sallandılar. Sonra Ali Balkız da ağır bir çıkış yaptı. Bu, Alevi toplumu içinde kuvvetli bir dip dalga gelmekte olduğunu gösteriyor.
Bu dip dalga CHP’yi sallar mı?
Sarsar elbette. CHP kitle tabanı iki şeye dayanıyor. Büyük şehirlerin üst orta sınıflarına. Daha kitlesel tabanı ise Anadolu’daki Alevi kitlesi. Anadolu’daki Alevi kitlesinin CHP’den uzaklaşmasına yol açacağı bir süreç ve CHP’nin güç kaybetmesi puan kaybetmesi, Türkiye’de her şey bakımdan hayırlı olacak. Çünkü, TCHP 1923’den 1950’ye kadar iktidar oldu. 1950’den bugüne devlet ideolojisi de esas olarak CHP’nin ideolojisiydi. CHP’nin şu anda Parlemento’da sandelye sayısı olarak görmemek lazım. Yani o bakımdan Kürt sorunu konusunda sabıka kaydı en fazla olan CHP’dir. O yüzdendir bu partinin şamar yemesi, güç kaybetmesi, erozyona uğraması, Alevilerin ve Kürtlerin de Türkiye’nin de hayrınadır.
Amerika Kürt sorunun çözümünü arzuluyor mu?
Evet. Destek de verir. Amerika, Türkiye halkının bütün kesimleri için, sonuç itibarı ile bir barış bir iç dayanışma, Kürtler ve Türklerin enerjilerini birleştirek, müthiş bir sinerji yaratacakları bir duruma dünyanın büyük bir gücü olarak sempati duyuyorsa, bunu destekliyorsa bu iyi bir şeydir.
PKK ve Öcalan faktörü olmadan sorunun çözülemeyeceği bir gerçeği de var. AKP daha çok bölgede oy oranını çoğaltmayı, soruna asıl çözüm yönüyle yaklaşmıyor şeklindeki görüşleri de dikkate alırsak AKP, Kürtlere yönelik yeni bir oyun peşinde mi?
İşin bu yanı var. AK Parti açısından baktığınız zaman böyle bir yaklaşım yok demem ben. Var. Bunun şu anda sizin söylediğiniz Kürt çevreleri içinde tartışma zemini olmasını anlaşılabilir haklı bir yanı var. Ama, bu konuya statik bakmamak gerektiği kanısındayım. PKK ve Kürtler açısından zor bir dönem var...
Zor derken?
Kürt sorunun çözümü için silahlı mücadeleyi araç olarak kullanarak, çözüm aramanın hiç de gerekmediği bir tarih dönemine girmiş durumdayız. İster istemez PKK’nin varoluş gerekçeleri de bir anlamda kendiliğinde ortadan kalkmaya başlıyor. AK Parti için zorluk teşkil eden unsurlar, paradoksal anlamda PKK için de söz konusu. Şimdi evet AK Parti kendi oy tabanını genişletmek isteyebilir. PKK’yi tasfiye etmek isteyebilir. PKK de varlığını devam ettirmek ihtiyacında bir siyasi oluşum olarak baktığınız vakit. Buna direnmesi mantıklı gözükür ama bir yandan da PKK silahlı bir yapı olduğu için Kürt sorunun çözümü içinde silah gerektirmeyen bir tarih evresindeyiz. O zaman buna cevap bulması lazım. Bu noktada bir tıkanıklık şu anlamda var. Bunun inkar etmenin manası yok. Giderek, şu düşüncenin hakim olmasında yarar var. O düşüncenin giderek gelişip zaman için hakim olabilmesinin bir takım alt yapısı da oluşuyor.
Nasıl bir alt yapı?
PKK’yi tasfiye amaçlı bir yola girmek yerine, Kürt sorunun şiddetten arındırma yaklaşımı öne alınmalıdır. Kürt sorunun şiddetten arındırmak demek kendiliğinden PKK’yi anlamsız kılacak ama, PKK’yi de siyasi sürecin içine çekebilecek. O zaman diyebilirsiniz ki “kardeşim sen siyaset mi yapmak istiyorsun. Kürt temsili üzerinden söz ve iddia sahibi olmak mı istiyorsunuz? Bunun kanallarını, hukuki yapısını ben sağlayacağım. Irak’tan gel, gir” Dolayısı ile işi, ‘PKK’yi tasfiye’ gibi daraltıp işin içinden çıkılmaz bir hale sokmaktan ziyade, Kürt sorunu şiddeten arındırmayı esas alalım. O çerçeve içinden gerekenler yapılsın ki, PKK de kendisi açısından siyasi güvenceli bir şekilde silahı bırakıp siyasi sürece dahil olsun. PKK’nin de söyleminde ve taktiklerinde açılımın alacağı bu tür yöne uygun tavır ve esneklik için olmasından yarar var.
Burada Sayın Öcalan da var?
Abdullah Öcalan’ın muhatab alınması yani. Bunun çok genel çervede ele alınması gerekiyor. Bir şekilde de alınıyor zaten. Siyasi söylemde ifade edilmiyor ama bir yandan da gerek Kandil, PKK ile bir şekilde temas olduğunu herkes seziyor. Kaçınılmaz olarak da gerek PKK ve onun liderinin belli bir düzeyde muhatap alınma durumları var.
Asker bu sürecin neresinde? Kürt sorunu konusunda asker ile hükümet arasında Kürt sorunu konusunda bir anlaşma var mı?
Hem var hem yok. Genelkurmay bu iş bitsin diye kendisini angaje etmiş durumda. PKK silahlı mücadele ile sonuç alamayacağı gibi, asker de PKK’yi tasfiye edemeyeceğinin farkında. Bunu itiraf etmiyor. Hiçbir resmi beyanda söylenmiyor... Dolayısı ile böyle bir açılım var. Buna taş koyan görüntüde olmayalım gibilerinden basit bir konumları var. Türkiye’de asker sivil ilişkileri diye bir başka gündem maddesi var. Askeri siyasi karar verici olmaktan çıkarıp bir yandan Türkiye- Avrupa Birliği yolunda kör topal her şeye rağmen debelenen bir ülke halinde. Avrupa sistemine girecekseniz, medeni milletler ailesi içinde bir yer tutacaksanız belli konularda onlara benzemek zorundasınız, bütün farklarınıza rağmen. Hukukun üstünlüğü, hukuk devleti, sivil- asker ilişkileri, askerin sivillere tabi olması gibi bir takım zorunlu şartlar var. Bu yol her ne kadar Kürt sorunu üzerindeki gelişmelerden geçiyorsa da, ondan bazı noktalarda bağımsızlaşan bir yönü de var. AK Parti’nin islami özellikleri nedeniyle de Türkiye’deki laiklik trartışmalarının getirdiği bir AK Parti-Asker gerilimi tümüyle ortadan kalkmış değil. Acaba Kürt sorununda uzlaşıyorlar mı? diyorsunuz. Yarın bir başka yerden bir ters manzara çıkınca ya bunlar uzlaşmamışmıydı diye şaşırıyor millet. Uzlaşsalar ya da uzlaşıyorlar görünse bile AK Parti ile asker ilişkilerinde işin tabiatında gelen çelişkiler ve gerilimlerde devam ediyor. Diğer yandan işin başka boyutu, sivil- asker ilişkilerinin Türkiye’de bir yere oturması gereği ve onun kendi dinamiği var. Herşey birbirini etkiliyor. Bir nedenle diğer nedenler şekillenmiyor. Çok interaktif bir durum var. Bir yandan da herşeyin genel çerçevesi içinde Türkiye’nin geldiğimiz bu döneminde kabuk değiştirme durumu var.
Yani…
Koca bir devlet, imparatorluk mirasçısı ve 86 yaşına kadar gelmiş, 21. yüzyıla adepta olmak için kabuk değiştirmek zorunda kalmış ve o kabuğu da değiştirmeye başlamış. Bu kabuğu değiştirirken bir sürü feryat, can acısı çıkıyor ortaya. Bu itiş kakış her bir sorunda onun ele alınma tarzını, süratını, çözüm yollarını etkiliyor.
Ergenekon soruşturması olmasaydı, Ergenekon tutuklamaları gerçekleşmeseydi, şu anda bu zemin üzerinden devlet içi mücadele cereyan etmeseydi, bugün Kürt açılımdan söz edemezdik. Adına ne derseniz deyin, bunun içeriğinde olan herşey anında sabote edilirdi. Faili meçhuller ile, suikastlar ile, sabotajlar ile...
‘Tecrübe konuşuyor’ programınıza neden ilk önce Diyarbakır’da başladınız?
Türkiye’de her şey Diyarbakır’da başlıyor çünkü orada bitmesi için.
Açılım tartışmalarını, 29 Mart seçimleri mi Gül’ün konuşması mı başlattı?
29 Mart seçimleri Abdullah Gül açısından değil, Tayyip Erdoğan açısından bu sorunun varlığı açısından belirleyici oldu. Türkiye’de bir parti 7 yıl tek başına iktidar kalmış 90’lı yıllardan bu yana görülmüş değil. Siz ekonomik kalkınmadan bahsedeceksiniz, şundan bundan bahsedeceksiniz ama Kürt sorununa dokunmayacaksınız. Tüm kilitlenme orada sağlanıyor. Celal Talabani’nin altını çizerek söylediği bir söz vardı; Türkiye’de Kürtler açısından bu iktidar bir şans. Çünkü Cumhuriyet tarihinin Kemalist olmayan ilk ve tek iktidarıdır AKP.
ERDAL ALIÇPINAR/ KÖLN (Özgür Politika)
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
- Arkadaşa gönder
