Çatı Partisi devrimci olasılık! - Tuncay Yılmaz (TÖP)



Çatı Partisi'ni günümüzün acil görevleriyle siyasal gerçeklerimizin kesiştiği devrimci olasılık olarak görüyoruz. Orada bir yandan mevcut gerici-oligarşik yapıya karşı mücadele edilirken, aynı zamanda arzulanan alternatif toplumsal düzenin ilk nüveleri filizlenecek, geleceğe doğru yola çıkacaktır.

Çatı Partisi devrimci olasılık!


Yazı dizimizin bu günkü konuğu Toplumsal Özgürlük Platformu sözcülerinden Tuncay Yılmaz. Yılmaz TÖP'ün Çatı Partisi hakkındaki görüşlerini bizimle paylaştı...

Çatı partisi tartışmaları ve çalışmaları belirli bir aşamaya geldi. Size göre Çatı Partisi nasıl bir oluşumdur?

İsmi 'parti' olmakla birlikte daha çok bir 'cephe' ya da 'demokratik-halkçı alan' örgütlenmesi olarak görüyoruz. Finans kapitale, onunla içiçe geçen mevcut askeri-oligarşik rejime ve neoliberal/tekelci ekonomi politikalarına karşı duruşta ortaklaşan; İşçi sınıfının ve yoksulların ekonomik ve demokratik haklarını savunan; Kürt halkının kendi kaderini özgürce tayin edebileceği bir siyasal atmosferi hedefleyen; Kadınların ev içinde ve dışında uğradığı çifte sömürüye ve tahakküme karşı duran; Yoksul köylüyü bitirme noktasına getiren kota ve tarım politikalarına hayır diyen; Herkesin inancını özgürce ve bir diğerinin alanını kısıtlamadan yaşamasını güvence altına alan; ülkenin sürüklendiği emperyalist çapulculuk maceralarına karşı çıkan yurtseverlerin, bağımsız dürüst aydınların içinde kendilerini rahat, güvende ve özgür hissedecekleri, demokratik-devrimci-halkçı zeminde kurulan bir toplumsal-siyasal alan...

Aynı zamanda Çatı Partisi'ni günümüzün acil görevleriyle siyasal gerçeklerimizin kesiştiği devrimci olasılık olarak görüyoruz. Orada bir yandan mevcut gerici-oligarşik yapıya karşı mücadele edilirken, aynı zamanda arzulanan alternatif toplumsal düzenin ilk nüveleri filizlenecek, geleceğe doğru yola çıkacaktır.

Bundan önceki işbirliği, seçim ittifakları deneyimini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu girişimleri iyi niyetli girişimler olarak görmekle birlikte istenen sonucu alamadıkları için ittifak olgusunu yıpratma tehlikesini de barındırdıklarını düşünüyoruz. Sadece iyi niyet, sadece günün acil görevlerine cevap verme devrimci refleksi sonuç almak için yeterli olamıyor... Daha sorumlu bir tavır, daha hassas kavrayış, daha derin düşünce ve daha sistematik bir tutum gerekiyor.

2002'den bu güne yapılan ittifaklardan gerekli dersler çıkartılmalıdır. Seçim atmosferine sıkışmış bir ittifak çalışması ister istemez seçim ihtiyaçlarına göre şekillenmekte ve bu durum da ihtiyacı duyulan kalıcı güç birliğine çeşitli zararlar vermektedir. Ülke seçim atmosferine girmeden bu meselede somut adımlar atılabilmelidir.

Kendi Programatik amaçlarınızla, Çatı Partisi bileşenlerinin ortak programatik amaçları arasında nasıl bir ilişki kuracaksınız? Farklı programlara sahip muhtemel bileşenlerin arasındaki farklara rağmen ortak bir programda birleşme nasıl sağlanabilir?

Yürütülmek istenen sürecin en zor momenti tam da burasıdır. Ve, bu gerilimli, dağıtıcı momentin aşılması, ancak kendi asgari programlarında anlaşma imkanı olanların biraraya gelebileceğinin kabuluyle olacaktır.

'Çatı' tartışmalarında tam da bu sorundan kaçılmakta ve sanki yokmuş gibi davranılmaktadır. Herkesin en çok tartıştığı 'kimlerin' yan yana geleceği... Sanki 'Çatı' hareketi bir sepetmişcesine, bir açık arttırma içinde sepetin içine mümkün olan herkesi sokma telaşı gözüküyor. Öyle anlaşılıyor ki, çoğunluk bu yönelimde ve sürecin gerçek bir siyasal güç olabilmesinin önündeki en büyük engel de burada.

Açık konuşmak gerekirse, 'herkes' in bir araya geleceği ve 'her şey'i yapmaya çalışan şekilsiz ve ilkesiz bir yapının, mevcut küresel, bölgesel ve yerel karmaşık siyasal ortamın sert ve gerilimli süreçlerinde hiç bir ağırlığı olmayacaktır. Kendisine dayatılanları kabullenen, rüzgarın önünde sürüklenen, nereye yağmur yağarsa oraya çadır kuran bir şaşkınlık ve güçsüzlük içine düşme kaçınılmaz olacaktır.

Şimdiki acil ihtiyaç, o karmaşık, sert ve gerilimli ortama kendi bağımsız iradesini dayatan ve olayların akışına kendi çıkarları yönünde yön verme cüret ve yeteneğine sahip olacak bir toplumsal-siyasal özne kurmaktır. 'Herkes' değil, kendi çıkarları yönünde davrandıkları zaman hiç olmazsa asgari taleplerde anlaşabilen toplumsal-siyasal güçler ortaklaşmalıdır.

Kapitalizme karşı olmak sosyalistlerin temel prensibi olsa da, 'çatı' platformu açısından zorlayıcı olacaktır. Sözgelimi, sosyalist duruşun talepleri ortak alana uygun olmayan biçimde yüklenirse, bir sınıfsal ittifak olan yurtsever Kürt hareketini erken bölünmelere zorlayabileceği veya Kürt halkının acil taleplerinde bir dikkat kaybına ya da gevşemeye yol açabileceği gibi; devrimci-sosyalist duruşun asgari talepleri karşılanmazsa da, sosyalist duruşun tarihsel anlamının ulusal hareketin ya da şimdilerde pek moda ve çok saldırgan olan liberal duruşun çıkarları yönünde tasfiye edileceği ve dolayısıyla toplumsal-siyasal ağırlığını kaybederek tasfiye edileceği durumlar yaşanabilir. Her iki durumda da, ortaklaşmanın kendisinin anlam kaybına uğrayarak dağılacağı açıktır.

Ancak, finans-kapitali ve askeri-gerici-oligarşik rejimi karşısına alan, Kürt halkının özgürlük talebini kabullenen, emperyalist saldırganlığa karşı bölge halklarının ortaklaşmasını savunan, katılımcı öznelerin özgün taleplerini içselleştiren, sözgelimi erkek egemenliğine karşı tutum geliştiren ve doğa-insan uyumunu hedefleyen, demokratik-özgürlükçü laikliği benimseyen...vd., demokratik-halkçı bir program, 'çatı' hareketinin sağlam bir zemine yerleşmesini sağlayacaktır.

Bugüne kadar Kürt özgürlük hareketiyle kendi örgütü arasına 'mesafe' koyarak 'Türk emekçilerinin' desteğini kazanma çizgisi her hangi bir başarı elde edemedi. Buradan hareketle Çatı Partisi'nde Kürt Özgürlük Hareketi ile ittifak kurmaya bugün de yanaşmayan 'sol çevreler' hakkında değerlendirmeniz nedir?

O çevreler için işçi sınıfı veya emekçiler sadece bir kaçış gerekçesidir. Asıl sorun iki yerden ivmeleniyor: Birincisi, solun içine bin bir biçime bürünerek ve sürekli incelerek işleyen kemalizm ve ulusalcılık zehiridir. İkincisi, 'Çatı' nın kurucu gövdesi olan Kürt hareketiyle ilişkinin yaratacağı risklerden kaçınma ve rejimin icazet alanından çıkmama isteğidir.

Çok sınırlı bazı sol güçler açısından üçüncü bir neden de, sınıf indirgemeci ve dogmatik bir tutuma hapsolmuş bilinçleridir. Onlar 'ilke' dedikleri bazı ön kabullerinin dışına çıkınca 'kirleneceklerini' düşünüyorlar ve bir 'temizlik' fetişizmi içindeler. Üzücü olan, olayların gerçekliği içine zengin ve yaratıcı hamlelerle girmesiyle ve devrimin 'Nevski bulvarında' gezinmeye benzemediğini vurgulamasıyla bilinen Lenin'i kendilerine şahit yapmaları. Bunlar 'Ah şu Kürtler olmasa işçi sınıfını ne güzel örgütleriz' diye düşünüyorlar ama, kusura bakmasınlar Kürtler var ve üstelik hayali değil ama gerçek işçi sınıfının içinde de güçlü bir damarı oluşturuyorlar.

Öte yandan, işçi sınıfı içinde şovenizmin etkisinin güçlü olduğu da bellidir ve sınıfı devrimci zeminde örgütleme ancak o engelle uygun biçimde savaşmakla sağlanabilir.

'Çatı' açısından değerlendirdiğimizde, Kürt Hareketi savaş gücü, kitleselliği, mücadele birikimiyle 'Çatı'nın en diri ve önemli bileşeni olacaktır. Sosyalist Hareket ise tarihselliği ve ideolojik zeminiyle bu hamlenin sigortasıdır. Küresel ve bölgesel gelişmeler bu iki hareketi yeniden sadece konjonktürel değil aynı zamanda stratejik olarak da birbirine daha yakın durmaya itmektedir. Bu durumu görüp kavrayamayanların döneme emekçilerin ve ezilenlerin lehinde etki edenler listesinde yerleri olamayacaktır.

AB hedefini savunanlarla sosyalizm hedefini savunanlar aynı Çatı altında birlikte nasıl yürüyecek?

'AB hedefini savunmak' 'Çatı'nın temel kriterlerinden biri olarak sunulmadığı sürece demokratik işleyiş içinde sürekli tartışarak birlikte yürünebilecektir.

Çatı Partisi, farklı iki sosyo-ekonomik, sosyo-kültürel ve sosyo-politik bölgeden oluşan Türkiye'de bu iki bölgenin özgünlüklerini izleyeceği programatik çizgiye nasıl yansıtmalı?

En başta belirtelim ki, Kürt, Türk, Arap, Çerkez...vd., farklı etnik kökenden gelen bütün işçilerin ve ezilenlerin o zeminden üreyen talepleri çok kolay ortaklaşacaktır.

Türkiye emekçilerine ve ezilenlerine reva gördükleri ekonomik-sosyal politikalar konusunda birbirlerinden neredeyse hiçbir farkı olmayan burjuvazinin her iki kampı (liberaller ve ulusalcılar) dışında bir mücadele odağına ihtiyaç vardır. Kalıcı, kurumsallaşmış, kitleselleşme ve iktidar hedefi olan bir odak, egemenlerin mevcut krizi koşullarında ezilenlerin ve emekçilerin en temel sorunlarını bayraklaştıracak bir programla sokağa, evlere, işyerine, tarlalara, okullara yönelirse bu girişimin sonuçsuz kalması neredeyse imkansız.

Kürt halkının sömürgeci statüden oluşan özgün talepleri ise, belirtmeye çalıştığımız programatik zeminde en özgür ve doğal haliyle yer alabilecektir.

Gündem Online