ABD ekonomisinde çöküşün nedenleri - Cengiz Yakut



ABD Ekonomisinde Çöküşün Nedenleri - 1: Kredi Krizi Görünen Köy!

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ekonomisinin başına gelecek felaket Geoge W.Bush’un 2. dönem başkanlığı kazanmasıyla kendini ortaya koymaya başlamıştı. “Balık baştan kokar” deyimini yeniden doğrularcasına 2000 yılında başlayan sistemdeki köklü etik değer kaybı, denetsel yoksunluk ve yasa tanımazlık erozyonu, 2004’te yeni bir ivme kazandı.

ABD ekonomisinin bugün içinde bulunduğu durum akılcı, sorumlu ve biraz da halktan yana politikalarla önlenebilirdi. Olan oldu ve dünyanın en büyük ekonomisi kendisini, tarihinin en büyük krizinde buldu. Ve büyük kayıplarla sarsılan Fannie Mae, Freddie Mac, General Motors, Ford, Citibank, Starbuçks gibi Amerikan devleri her ay onbinlerce çalışanı isten çıkarmaya başladı.

Eldeki avuçtaki tüm birikimi yüzde 20 peşinat olarak yatırıp Uzun Vadeli Ev Kredisi (UVEK yanı Mortgage) ile ev sahibi olan Jane ve John’lar, inşaat piyasasının coşkulu günlerinde 100’e aldıkları evlerine şimdilerde 70’e, 80’e alıcı bulamıyorlar. Daralan ekonomide buharlaşan taleple birlikte ev fiyatları da hızla eriyor. Düzenli gelirlerine güvenip 30 yıllık borç altına girip UVEK ödemelerini aksatanlar alacaklı bankaları “haciz emri’yle kapılarında buluyorlar.

Fiyatların ev değerlerinin üzerinde seyrettiği bir piyasada değişken faizli UVEK ile ev almanın yüksek risklerine hiç değinen olmamıştı. Krizin esas sorumluları bankalarla vatandaş arasında işlem yapan ve hiçbir denetime tabi olmayan komisyoncu kurumlar ve “bırakınız yapsınlar..” mantığıyla buna göz yuman devlet.ABD’de işlerinin ardından tüm birikimlerini bağladıkları evlerini yitiren Amerikalıların sayısının 2008 yılında 500 bini aşacağı tahmin ediliyor. Haczettiği evi çabucak elden çıkarmak için değerinin yüzde 30 ile 40 altında satan banka ve aracı kurumlar alacaklarının büyük bölümünü kurtarıyorlar. Kayip, riskleri anlatılmadan pembe panjurlu düşlerine krediler açılan ve hem birikimlerini hem de evlerini yitiren Jane ve John’ların. Her gün bini aşkın Amerikalı’nın evine haciz gelmeye devam ediyor. 2006’dan beri 100’u aşkın kredi kuruluşu battı. Bazı dev bankalar batık kredi kayıplarıyla sarsıldı. ABD’deki kredi krizinde son durum bu.

UVEK (Mortgage) nedir?

Güncel anlamda ingilizce “Mortgage”i “Uzun Vadeli Ev Kredisı”olarak Türkçe’ye çevirmek ve UVEK şeklinde kodlamak olasıdır. ABD’de UVEK ’ler genellikle 15,20,25,30 ve 40 yıl vade ile veriliyor. Sabit faizli UVEK’lerin yanısıra fazı oranları çeşitli endekslere bağlı değişken faizli UVEK’ler de bulunuyor. Hatta değişken faizli UVEK’lerin başlangıç yılı (veya sabit faizli ilk 3,5,7 veya 10 yılları) faiz oranları sabit faizli UVEK’lerden daha düşük.

Genelde kısa dönem yatırım için tercih edilen değişken faizli UVEK’ler, riskleri konusunda yeterli bilgiye sahip olmayan UVEK borçluları için yıkıcı sonuçlar doğurabiliyor. Amaçları kredi satıp komisyon kazanmak olan ve hiç bir denetime tabi olmayan aracılar riski büyük bankalara devredip aradan sıyrıldılar. 30 yıl vadeli sabit faiz oranlı UVEK’ler yüzde 5-6 arasındayken ilk yılı sadece faiz ödemeli ve değişken faizli UVEK’ler yüzde 2-3 faizlerle pazarlandı. Ancak borçluları, ikinci yıl hem faiz oranının artması hem de anapara taksitinin aylık ödemeye eklenmesiyle bu taksitleri ödeyemez duruma düştüler. Maalesef atı alan Wall Street’i geçmişti.

Bugüne nasıl gelindi?

İnşaat sektörü ve bağlı sektörler ABD ekonomisinin bel kemiğini oluşturur. Emlak alim-satım ve finans kurumları da inşaat sektöründen geçinen sektörler kervanının bir parçasıdır. Buna kapitalist serbest piayasa ekonomisinin en büyük çelişki abideleri olan finans kurumları Federal Ulusal Mortgage Birliği (Fannie Mae) ile Federal Ev Kredisi Mortgage Şirketi (Freddie Mac) de dahildir. Sadece bu iki finans kurumunun protföyleri toplami, tüm ABD UVEK’lerinin yüzde 50’sını oluşturur.

İnşaat sektöründe likiditeyi artırmak için 1938’de devlet garantisiyle kurulan Fannie Mae, kredi risklerini bankalardan devir alarak inşaat sektörünü finanse ediyordu. Sonra da esas borçlu (vatandaş) ödese de[1] ödemese de borcu faiziyle birlikte garanti ederek ikinci el UVEK piyasasında oluşturduğu havuzdan tahvil ve bono satıyordu. Banka 1968’de bütçe açığını kapatmak için özelleştirildi.

Freddie Mac ise 1970’te Fannie Mae’i ikincil UVEK piyasasında “monopol” olmaktan kurtarmak için Kongre kararıyla ve devlet sermayesiyle kurulmuş bir “ozel” (!) banka. Devlet nasıl halktan topladığı vergi ile özel şirket kurar demeyin, burası Amerika! Hisseleri borsada işlem gören ve yöneticileri hissedarları tarafından atanan bu iki kurum özel bir yasa ile Barınma ve Kentsel Gelişim Bakanlığı’nca denetleniyor. Kısaltmalar sözlüğüne bu kurumları “Kamuca Sponsor Edilmiş İktisadi Teşebbüsler-KASEIT“ (GSE-Government Sponsored Enterprise) olarak kaydedebiliriz.

Şubat 2007’ye kadar sadece birinci kalitede UVEK portföyleriyle işlem yapan bu iki dev banka, resesyon sinyalleri veren ekonomiye inşaat sektöründen destek vermek niyetiyle ikinci kalite UVEK’ları da almaya başladı. Bu, sonun başlangıcıydı.

Kredi açığı ve kriz

2006’dan bu yana 100’u aşkın UVEK Kurumu ve yoğun UVEK riski taşıyan bazı bankaların batması ABD’de 6,5 milyar dolarlık ikincil tahvil ve bono piyasasını geçtiğimiz yaz göçertti. Bu göçük yeni ev alımında kredi açığına, bu açık da kredi faizlerinin hızla tırmanarak daha fazla evin hacizine yol açtı. Bu da Fannie Mae ile Freddie Mac’i sarstı. Borsa endeksi 11 Eylül düzeylerine hızlı dönüş yapınca. ABD Kongresi, iki KASEIT’ini kurtarmak için devlet güvencesi içeren acil destek paketi onayladı ve fırtınayi dindirdi. Bu bir ilktı. Şimdi 25 milyar doları aşacağı öngörülen kurtarma faturasını kimin ödeyeceği sorusu kafaları kurcalıyor?  

Olanlara bir adım geri çekilip tekrar bakıldığında ortaya şu tablo çıkıyor. Devlet, halkın parasıyla banka kurmuş. Halka kredi veren bankaların borçlarını devralarak kredi açmış. Kaynağını da bu kredilerin gelirlerini güvenceleyerek yeniden halka sattığı tahvil ve bonolarla yaratmış. Krediler, cebini dolduran başıboş ve açgözlü aracıların bile bile ödeyemeyecek insanlara verilmesi nedeniyle batmış. Tek geliri halktan topladığı vergiler olan devlet bu iki bankayı kurtarıyor. Asıl kurarılan aracılar ve verdiği krediler batan birincil bankalar oluyor. Sonunda bu 25 milyar dolaylı bir şekilde sıradan Amerikalının cebinden çıkacağa benziyor. Yani Alman yazar Eric Maria Remarque’nin 1920’lerde dediği gibi “Batı cephesinde yeni bir şey yok”!

ABD Ekonomisinde Çöküşün Nedenleri-II: Global Resesyon Kapımızda

Bırakın 2042’yi, daha bugünden “global talep, global arzı” aşmış durumda. Gıda ve petrol fiyatlarındaki ürkütücü tırmanışın asıl nedeni de bu. Yeni global düzende büyük bir ekonominin başarısızlığı, 6,6 milyar insanı sarsabiliyor.

“Kötü haber tez yayılır” derler. Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) işsizlik oranının Mart 2004'ten beri ilk kez yüzde 5,7'ye yükseldiği haberi cuma akşamı açıklandı. Bu, sadece temmuz ayında 51 bin insanın daha işini kaybettiği anlamına geliyordu. Habere göre 16-20 yaş arası her beş Amerikalıdan biri işsizdi.

Yıllık enflasyon yüzde 5’i aşarak son 28 yılın en yüksek düzeyine ulaştı. Haziran Tüketici Güven Endeksi (Consumer Confidence Index), Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) ambargosunun yarattığı resesyonunun da altına inerek yüzde 41’e düştü.

Argus Araştırma Merkezi raporuna göre ABD’de hazır tüketici gıdalarının fiyatı geçen yıla göre yüzde 9,2, yumurtanın fiyatı yüzde 60, makarna çeşitlerinin yüzde 30,4 artmış. Merkez, bu artışları “enflasyonun ilk dalgasının tüketiciye yansıtılması” olarak yorumluyor ve bundan sonrasında enflasyonun net karı eriteceğini vurguluyor.

ABD’de 2008 büyüme hızının yüzde 1,5’te kalması bekleniyor. 1975-2000 dönemi ortalaması olan yüzde 2’nin de altında kalan bu oran, 2004’ten bu yana sürekli düşüş gösteriyor.

Ekonomide büyüme hızı arka arkaya iki dönem gerilerse bunun adı “resesyon” (durgunluk). Bu durgunluk uzun sürerse resesyonu “çöküş” olarak Türkçeleştirmek olası. Artan işsizlik “resesyon”un ürünü. İşsizlikle enflasyon birlikte artarsa da buna “stagflasyon” deniyor. Stagflasyon (stag-flation), durgunluk (stagnation) ve enflasyon (inflation) kelimelerinin birleşiminden üretilmiş. Her ekonominin makro kabusu olan stagflasyon, "Amerikan Rüyası"nın da baş düşmanı.

Ve ABD ekonomisi Temmuz 2007’de resesyona, Temmuz 2008’de de stagflasyon dönemine girdi.

ABD’nin krizleri bizi neden bu kadar ilgilendiriyor?

Tüm dünyada ABD ekonomisinin başına gelenlerin konuşulmasının asıl nedeni, bu ülkenin yeni “global ekonomi”deki aslan payı. Uluslararası Para Fonu'nun (IMF) verilerine göre, 2007 “Reel Gayri Safi Yurtiçi Hasıla”larının (GSYİH) global toplamı 54 trilyon doların biraz üzerindeyken, ABD’nin GSYİH’si yaklaşık 14 trilyon dolar ile global toplamın yüzde 25,5’ini oluşturuyor.

GSYİH toplamı yaklaşık 17 trilyon dolar olan Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelerin payı yüzde 31. ABD’den sonra tek başına önemli pay alanlar yüzde 8 ile Japonya, yüzde 6,1 ile Almanya ve yüzde 6 ile Çin Halk Cumhuriyeti.

İşte ABD nezle olunca global toplumda hep birlikte hapşırmamızın nedeni bu. Ve 2007’de enflasyonun Asya’da yüzde 5’ten 6,8’e, Güney Amerika’da 2,4’ten 4,1’e ve Doğu Avrupa’da 5,4’ten 8,3’e fırlamasında ABD ekonomisindeki resesyonun etkisinin de olduğu savunuluyor.

Amerikalılar 1997-2007 döneminde GSYİH’lerini yıllık ortalama yüzde 2,9, tüketimleriniyse yüzde 3,6 artırmışlar. Bundan kazandıklarından yüzde 0,7 (10 yılda 3 trilyon dolar) fazlasını harcadıkları sonucuna varıyoruz. Bunun da 1987-1997 döneminde yıllık ortalama yüzde 4,2 artan tüketici kredilerinin, 1997-2007 döneminde yıllık ortalama yüzde 7,5 artışıyla açıklayabiliyoruz.

Görüldüğü üzere veresiyeyi seven Amerikalılar, son 10 yılda hesapsızca borçlanarak kendilerini batağa yöneltmişler. Yani bu resesyon, stagflasyon sadece ve sadece Irak ve Afganistan savaş harcamaları, ABD dolarının sürekli değer kaybı, rekor kıran ham petrol fiyatları ya da ABD bütçe açığı ve dış ticaret açığından kaynaklanmıyor.

İşin aslına bakarsanız bu veresiye bataklığının altında ülkenin Merkez Bankasını (U.S.Federal Reserve) yaklaşık 20 yıl yöneten Alan Greenspan’in finans dehası (!) yatıyor. Geçtiğimiz yıl emekliye ayrılarak yerini Ben Bernanke’ye bırakan Greenspan, görev süresinde Hazine’yi sarsan ekonomik çalkantıları ve bütçe açıklarını finanse ederek ABD’yi defalarca resesyondan kurtarması ve para piyasalarını verdiği demeçlerle yönlendirme yeteneğiyle tanınıyor.

Eski ABD başkanları Richard Nixon ve Gerald Ford’a da danışmanlık yapmış olan Greenspan, 1987 yılında Başkan Ronald Reagan tarafından Merkez Bankası Başkanlığı’na atanmıştı.

Altın karşılıklı para düzenine inandığını söyleyen Dr. Greenspan, Merkez Bankası’nı yönettiği dönemde her biri 6 sent’e mal olan 100 dolarlık banknotlardan rekor düzeyde bastırıp piyasaya sürerek baba-oğul Başkan Bush’ları defalarca ekonominin çöküşünden sorumlu duruma düşmekten kurtardı.

Ve 2007 başında emekli olurken Ben Bernanke’nin kucağına bıraktığı felaketin gerçekleşmesi uzun sürmedi.

Enflasyonun, resesyonun globali olur mu?

İstesek de, istemesek de artık her şeyimizle globaliz ve 6.6 milyar insan baş başa sınırlı kaynaklarımızla sınırsız isteklerimizi nasıl karşılayacağımızı kestirmeye çalışıyoruz.

Üstelik yılda yüzde 1,1 hızla büyüyen nüfusumuzun 2042'de 9 milyara ulaşması bekleniyor.

Bırakın 2042’yi, daha bugünden “global talep, global arzı” aşmış durumda. Gıda ve petrol fiyatlarındaki ürkütücü tırmanışın asıl nedeni de bu.

Dünya nüfusunun yüzde 95’i kendi toprağında yetişen ürünle karnını doyuramıyor. İşin içine ulaştırma-taşımacılık girince petrol fiyatındaki hızlı artış, gıdanın maliyetine de yansıyor. Alın size “global enflasyon”! IMF’nin son “Dünya Ekonomik Gözlem Raporu”na göre “gelişmiş ülkeler” enflasyon endeksi 2007’de yüzde 2,1’den yüzde 3,5’e yükselirken, bu oran “hızla gelişen” ve “gelişmekte olan ülkeler”deyse aynı sırayla 2007’de yüzde 5,3 ve 3,6’dan 2008’de yüzde 8,6 ve 4,2’ye fırlamış.

En büyük dış ticaret ortağınız ekonomik krize girerse ne yaparsınız? Gelişmiş ve hızla gelişen ülkeler dış satımlarında beklenen daralmaya göre yatırımlarını erteliyor, üretimlerini kısıyorlar.

İşte Çin, Kanada, Meksika, AB ve Brezilya’da olan bu. Sonuç global büyüme hızında gerileme, yani “global resesyon”!

Nereden biliyoruz? IMF’nin son “Dünya Ekonomik Gözlem Raporu”na göre, 2007’de yüzde 5 olan “global büyüme hızı”nın 2008’de yüzde 4,1’e, 2009’da da 3,9’a düşmesi bekleniyor. IMF, global büyümede 2009 sonrasından umutlu. Gelişmiş ülkelerin 2009’un sonundan başlayarak enflasyonu dizginleyip büyüme hızını artıracaklarını öngörüyor.

Liderlik ve çözüm üretmeye gelince; yapıcı ve somut ortak kararlar üretemeyen Dünya Ticaret Örgütü (WTO) ve G-8’lerden pek umut yok. Bari Amerikan bandıralı IMF’nin olumlu öngörüleri doğru çıksa!

İşin kötü yani, “global ekonomi” gibi enflasyonun, resesyonun globali de dünya için yepyeni kavramlar. Global ekonomi rehberi henüz yazılmadı, yol haritası çizilmedi. Üstelik dümeni de, kaptanı da yok bu geminin.

Yeni global düzende büyük bir ekonominin başarısızlığı, 6,6 milyar insanı sarsabiliyor. Kim ne dese boş, fırtınalı havalarda ve karanlık sularda yol alıyoruz dünyacak! Sonumuz hayrola!

ABD Ekonomisinde Çöküşün Nedenleri III - Çin, Dış Ticaret Açığı ve Ötesi!

ABD, kapitalistleştirerek dize getirme planlarıyla DTO’ya buyur ettiği ÇHC’nin, tüm hesapları alt-üst edip “nemesis”i haline geleceğini öngörememişti. ÇHC’nin, ABD’nin toplam 2007 Dış Ticaret Açığı'ndaki (DTA) payı yüzde 33'u aşmıştı. Oysa CHÇ, ABD dış-alımının sadece yüzde 17’sini sağlıyordu.

Artık tek parti düzeninde ve Komünist Parti yönetiminde hızla kapitalistleşen Çin Halk Cumhuriyeti'nin (ÇHC) son 30 yılda ekonomisini 45 katı büyüttüğü haberini güneş sisteminde duymayan kalmadı.

Oysa eskiden bu ülkenin dünyadan kopukluğu ve içine kapanıklığını vurgulamak için “Çin’de bile duymayan kalmadı” denirdi.

Şimdilerde ise Çin Komünist Partisi’nin “içi boşaltılmış komünist ilkeleri” halkın başının üzerinde sallayarak onları sömürdüğü de biliniyordu.

Tibet başkaldırısının şiddetle bastırılmasının ardındaki sert mesajları alan halkın, bir Tienenman direnişi daha deneyecek cesareti kalmamıştı.

Toplumları korku ile yönetmek, kişisel güvenlik için kişisel hak ve özgürlüklerden ödün verdirmek ilkin Batı’da denenmiş, Doğu’da da başarıyla uygulamaya konmuştu.

ÇHC, Pekin’deki bir gecelik görkemli Olimpiyat Açılış Partisi’ne 300 milyon dolar , tüm organizasyona da 43 milyar dolar harcayarak tüm zamanların en pahalı Olimpiyat Oyunları’na imzasını atıyordu.

Global üretimdeki payını, 1995’ten 2007’ye yüzde 4.2’den yüzde 11.4’e yükselten ÇHC, dış ticaret fazlasına karşın yine de ABD kadar dışa bağımlıydı.

O nedenle ÇHC’nin son yıllardaki en büyük yatırım kapısı yine ABD Hazinesi olmuştu. Bir bakıma en büyük ticaret ortağı ABD’nin açıklarını bu yolla finanse eden ÇHC’yi, ABD ekonomisinin çöküşünden hasar almadan nasıl yoluna devam edebileceği kaygıları sarmıştı.

ÇHC son yıllarda siyasal sistemi, tarihi ve güncel söylemi ile çelişkiler yumağı olmakta Rusya Federasyonu’nu da aşmıştı.
Bir yandan işgücünü ve doğal çevresini yabancı sermayeye pazarlayan öte yandan yerli sanayisini, üreticisini korumak için her türlü korumacı önlemi Dünya Ticaret Örgütü'nün (DTO) gözünün içine bakarak uygulayan ÇHC, şimdi de bu korumacı önlemlerin cezasını çekecekti.

Çin-Çifte Nemesis

Uluslararası Para Fonu'nun (IMF) Çin Temsilciliği’nden Tarhan Feyzioğlu’nun bahar raporuna göre ÇHC’de Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) yüzde 8’i yeni aştı ama gıdada TÜFE 2007’de yüzde 15, 2008’de ise yüzde 20’nin üzerine çıkmıştı.

Yüzde 10’a yaklaşan Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE) TÜFE’nin üzerine çıkarak enflasyon basıncı yaratıyordu.

37 yıllık IMF Survey yayınının son sayısında ise ÇHC’nin, ABD halkasıyla başlayan global gerilemeden korunmak için “iç talebi artırması” gerektiği belirtiliyor.

Bunun ise finansal sistemin geliştirilmesi, kırsal ve kentsel kesimde varlığın dengeli artışı ile gelir dağılımının iyileştirilmesi ve çevre kirliliği sorununa çözüm arayışı önlemleri ile birlikte yapılmasının kaçınılmazlığı vurgulanıyordu.

İnanılır gibi değildi! IMF, ÇHC’ne, sözde komünist bir ülkeye, “gelir dağılımının iyileştirilmesi”ni salık veriyordu!

Uzmanlar aksi halde “mucizevi büyümesi”yle ÇHC’nin kendi kendisinin “nemesis”ine dönüşebileceğine değiniyorlardı.

Geçen hafta ABD'lilerin veresiye harcama merakına değinirken son 10 yılda kazandıklarından 3 trilyon Dolar daha fazlasını harcadıklarından söz etmiştim.

Aslında inşaat sektörüne yüksek riskli kredi pompalayarak 11 Eylül sonrası, Irak ve Afganistan’daki savaş harcamalarına karşın sürekli ekonomik büyüme kaydeden ABD ekonomisi veresiye büyümüştü.

“Ne kadar çok alırsan o kadar çok tasarruf edersin” mantığıyla mağazalarını ağzına kadar ucuz Çin malı ürünlerle dolduran ABD’nin bu süreçte en büyük finansörü yine ÇHC olmuştu.

ÇHC ile ABD arasındaki ticari ilişki başından beri ÇHC yararına gelişti.

ABD, kapitalistleştirerek dize getirme planlarıyla DTO’ne buyur ettiği ÇHC’nin, tüm hesapları alt-üst edip “nemesis”i haline geleceğini öngörememişti. ÇHC’nin, ABD’nin toplam 2007 Dış Ticaret Açığı'ndaki (DTA) payı yüzde 33'u aşmıştı. Oysa CHÇ, ABD dış-alımının sadece yüzde 17’sini sağlıyordu.

ABD ekonomisinde çöküşün nedenlerinden biri olan işsizliğin sorumlusu, aslında ABD’nin ticaret ortakları arasında en büyük DTA rakamına ve payına sahip olan ÇHC’di.

İşsizliğin ana nedenlerinden biri, bir ekonomiden “DTA” ile çıkan değerlerin başka ülke ekonomilerine Dış Ticaret Fazlası (DTF) yani “net kazanım” olarak eklenmesiydi.

Biri hızla büyürken, diğeri işsizlik, enflasyon ve gerilemeye doğru adım adım yol alıyordu.

Karanlık sularda haritasız, pusulasız, kaptansız yol alan dünya , Global Gerileme'yi nasıl aşacaktı? ABD ekonomisi kendi kazdığı petrol kuyusundan çıkabilecek miydi?

Petrol fiyatlarındaki hızlı tırmanış gerçek bir Global Enerji Krizi’nden mi kaynaklanıyordu? Yoksa Petrol İhraç Eden Ülkeler Birliği'nin (OPEC) güç gösterisi miydi? Ya da ABD’nin buzullar altındaki ve kıyılarındaki rezervlerini yeniden değerleme operasyonu mu?

Yeni başkanıyla ABD, 2009’da çok kutuplu yeni dünya düzeninde imajını ve dış politikasını nasıl yenileyecekti?

Irak‘tan ne zaman çekilecekti? Ortadoğu barışı, Filistin Devleti ve Taliban’sız, haşhaşsız bir Afganistan olası mıydı?

Pakistan demokrasisi mollaları etkisizleştirip sınır boylarındaki silahlı aşiretlerin gönlünü kazanabilecek miydi? İsrail, nükleer İran’la nasıl bas edecekti?

CIA böbrek hastası Usama Bin Laden’i ölü ya da diri ele geçirebilecek miydi?

Haftaya "ABD Ekonomisi’nde Çöküşün Nedenleri" dizisinin son bölümünde bu sorulardan bir bölümüne yanıt ararken, madalyonun iki yüzüne de bakacağız.

Örneğin petrol fiyatlarındaki ani tırmanışın sorumlusu ABD’ye göre kârlarını katlayarak varlık aktarımını hızlandıran OPEC idi.

Bazılarına göre ise ABD bu tırmanışla dokunulmamış rezervlerinin değerini kat kat artırmayı başarmış, gerilemeden çıkış planının ilk ayağı tamamlanmıştı.

Bir tarihçi dostumun dediği gibi "tarih, yazarının görüşünü taşırdı." Gerçekler, kaynakçaların içinde bir yerlerde sıkışıp kalırdı. Bulup çıkarmak ise tarihçilere, araştırmacılara kalıyordu. Ve tarih gün gün yazılmaya devam ediyordu.

Bianet.Org