Bugün 19 Mayıs. Tam adıyla 19 Mayıs (Atatürk'ü Anma) Gençlik ve Spor Bayramı. Parantezin içindeki kısmı 12 Eylül döneminde eklendi. Bayramın kendisi 1938 yılında daha Atatürk sağken ilan edildiğinden “Atatürk'ü Anma” kısmı saçma olurdu herhalde. Her yıl olduğu gibi bu yıl da yarınki gazetelerde "tüm ülkede çeşitli etkinliklerle kutlandı" haberlerini okuruz artık. Ne kadar coşkulu olur, kim nasıl coşkuludur, insanlar madem o kadar coşkulu neden sokaklara çıkıp "Yaşasın 19 Mayıs" vs. sloganlar atarak kutlamaz da yarısı devlet erkânından oluşan kalabalık statta çekirdek çıtlatıp kutlar; orası da ayrı bir sorudur.
Özellikle liseli gençlere isyanlarını dillendirebilecekleri özgür bir ortam sunsanız herhalde söyleyecekleri şunlardan pek farklı olmazdı: Bu nasıl gençlik bayramı ki çeşit çeşit hoca müdür memur amir bol sıfatlı devlet adamı (hepsi de yaşlı) kapalı tribünde oturuyor da biz sıcağın altında geberiyoruz? O ahmak 1-2-3-4 hareketlerini yapıp kule kurmanın, aptal kıyafetler içinde uygun adım yürümenin nesi bayram yahu? Bir de üstüne etek boyu kısa mı olsun uzun mu, şortlar diz altı mı diz üstü mü tartışmaları!
Peki, nereden çıkmıştır bu 19 Mayıs? Kimin aklına gelmiştir gençliğe de bir bayram yapalım hatta içine spor da katalım diye? Çocukken bu sorunun cevabını 23 Nisan'da arardım. “Çocuk bayramı var, o zaman gençlere de bayram verelim, ayıp olmasın” mantığıyla bu bayramın yapıldığını düşünürdüm. Meğer değilmiş! İlkin 1936 yılında Atatürk'ün bir masa toplantısında ortaya atılan bir fikir ile Ulusal Mücadele'nin başlangıcı olarak kutlanılması kararı alınarak 1937 yılında bu şekilde kutlanıyor. Bayramın Gençlik Bayramı'na dönüşmesinin kısa hikâyesi ise şöyle:
Nazi Almanya’sının en önemli spor yetkililerinden, Nazi Jugend gençlik spor örgütünün kurucusu, Hitler'in 1936 Berlin Olimpiyatları'nı düzenleyen Carl Diem 1933’te devlet tarafından Türkiye’ye davet edildi. Nazi Diem’in ön ayak olmasıyla 1936'da Türk Spor Kurumu kuruldu. Yine Diem’in daha önce hazırladığı bir çalışmadan esinlenen "Beden Terbiyesi Kanunu" 1938'de kabul edildi. Kanun, tüm gençlere (tıpkı askerlik gibi) beden eğitimi zorunluluğu getiriyordu. Amaç, gençleri disipline etmek, Türk ırkını korumak, güçlendirmek ve gençleri savaşa hazırlamaktı. Beden eğitiminde askerî hiyerarşi işletiliyordu. Bütün spor kulüpleri artık zevk için değil, yurt müdafaası için çalışacaktı. Bu ırkçı-faşist politikanın devamı olarak, bu yıldan sonra, 19 Mayıs günü Gençlik ve Spor Bayramı olarak kutlanmaya başladı.
Ya, işte böyle! Her yıl okullarda, statlarda gençlerin sıra sıra dizilmesinin kökü işte burada! 19 Mayıs'ın bu şekilde bayramlaştırıldığını ve beden eğitimi derslerinin kaynağını öğrendiğim gün ilk ve ortaöğretimdeki beden eğitimi derslerinde adam gibi spor yapmak varken acayip acayip hareketler yapmamızın, bu derslerde futbol, basketbol vs. oynamamıza yardımcı olmayı bırakın, bunların yasak olmasının, 19 Mayıs'tan önce aylarca törende sergilenecek anlamsız seremonik hareketlere aylarca çalıştırılarak işkence görmemizin, o sıcakta kavrulmamızın nedenlerini de anladığım gün oldu. Evet, daha 1933'lerde planlanmıştı bu ülkede nasıl gençlik yetiştirileceği: Askeri disipline uyum sağlayacak, askeri hiyerarşiyi sorgulamayacak, Türk “ırkını” koruyacak ve güçlendirecekti. Bu mantık faşizmin 1945 yenilgisiyle tüm dünyadan silinirken CHP aracılığıyla yıllarca devam ettiriliyor, onun yerine gelenler de bu mantıkla hesaplaşmaya hem cesaret edemediğinden hem de bu durum işlerine geldiğinden, bu gelenek günümüze kadar sürdü.
Onun için her yıl gibi bu yıl da 19 Mayıs, gençliğin işkence günü olarak geçecek. Ta ki gençlik buna başkaldırıp kendi 19 Mayıs'ını yaratana kadar.
Gençliğin dilediğince ve gerçekten coşkuyla kutladığı, kendi sorunlarını anlatıp taleplerini dillendirebildiği 19 Mayıs'ları görmek dileğiyle.
