Evvel Temmuz



Vakıflı Köyü, Antakya'nın çok renkli ortamının Samandağ'daki bir halkası. Köyler ve kasabalar birbirinin içine öyle geçmiş ki; ne zaman hangisine girdiğinizi kavrayamıyorsunuz. Tabelalar yabancılar için hazırlanmış. Yoksa burada komşulukta sınır yok.

14 Temmuz Samandağ için önemli bir gündür. Rumi takvime göre Temmuz ayının ilk günüdür. 14 Temmuz, 5 bin yıllık bir geçmişe sahiptir. Hasat bolluk ve bereket bayramıdır. Yüzyıllar boyu Sümerler'de, Samiler'de, Romalılar'da, Demeter'de, Yunan'da, Kürtler'de, Mısır'da ve Hitit'te değişik isimlerde yaşamıştır. Bu kültürü devam ettirmek için her yıl 14 Temmuz’u içine alan hafta Samandağ Evvel Temmuz Festivali olarak kutlanır.

Biz de 13 Temmuz günü festivalin Vakıflı Köyü ayağına katıldık. Bu günkü organizasyonda Aydın Engin ve Oya Baydar, “Hrant Dink'ten önce ve Hrant Dink'ten sonra” adlı bir söyleşi yaptılar. Söyleşinin ana başlığı Hrant Dink olmak üzere, konu değişimin mihengi ve çok kültürlülüktü. Aydın Engin'in konuşmasının bir bölümü şu şekildeydi:

“Hrant Dink adına yapılan yürüyüş milliyetçileri daha da azdırdı. Buna rağmen biz, ileride Hrant Dink'in haklı çıkacağını bilmek, kavramak ve düşünmek zorundayız. Sadece Hrant'ı anarak değil. Ben Hrant'ın cenaze töreninde milyonlarca kişiye ‘Ey Hrant'lar,’ dedim; ‘Aramızdan birini, bizler Hrant'ı burada uğurluyoruz. Ona yakışan, onun istediği şekilde uğurlayalım.’ Şu toplantıdan çıkan her Türk ya da Kürt ya da Ermeni ya da Rum ya da Yahudi, hangi etnik gruptan olursa olsun, arkadaşımız Hrant Dink'i andık. Hoş olmaktan daha öte bir şey, bir Hrant olmayı, bir Hrant olabilmeyi, bu cesareti özellikle genç arkadaşların, kadın ya da erkek arkadaşların bir Hrant olabilmeyi, bir Hrant kadar cesur, bir Hrant kadar açık, Hrant kadar korkusuz ve bir Hrant kadar dürüst olabilmeyi, şiddeti böylesine reddedebilecek bir Hrant olabilmeyi, yüreklerinin ve bilinçlerinin bir yerlerine yerleştirmek zorundalar. Başka bir deyişle, arkadaşlar, önce bizlerin değişmesi gerekiyor. Bizim kafamızın içinin değişmesi gerekiyor. Kendimizle acımasızca hesaplaşmak ve kafamızın içindeki önyargıları ayıklayıp Hrant'ın öngördüğü hedeflere nasıl ulaşırız ve ben bu çorbada nasıl tuz olabilirim, diye düşünmemiz gerekir. Önce kafalarımızın nasıl değişebileceğini düşünmemiz gerekir.

“Hrant'ın bana anlattığı bir hikâyeyle konuşmamı bitirmek istiyorum: ‘Adam bütün hafta yorulmuş. Şöyle bir hafta sonu dinleneyim demiş. Sigarasını yakmış. Gazetesini okumaya koyulmuş. O arada 5 yaşındaki çocuk, adamın paçasına yapışıp, ‘Baba beni sinemaya götür,’ demiş. Sürekli sözünü tekrarlayan çocuktan bir türlü kurtulamayan babanın, o sırada okuduğu gazetenin sayfasında kocaman bir dünya haritası varmış. O sayfayı yırtmış. 40–50 parçaya ayırmış. Çocuğun önüne koymuş. ‘Tamam oğlum, sen bu sayfaları birleştir; ben de seni sinemaya götüreyim,’ demiş. ‘Nasıl olsa 5 yaşındaki velet yapamaz,’ demiş. Çocuk parçaları birleştirir; ‘Baba hadi sinemaya gidelim, harita tamam,’ der. ‘Nasıl tamam oğlum?’ Adam bakar, harbiden tamam. Göller, ırmaklar, kıtalar, dağlar, denizler, her şey tamam, eksiksiz, yerinde. Adam dehşet içinde ‘Oğlum nasıl yaptın, nasıl düzelttin dünyayı?’ ‘Yok, baba, ben dünyayı düzeltmedim. Bana verdiğin gazetenin arkasında insan resmi vardı. Ben insanı düzelttim, dünya kendiliğinden düzeldi.’”

Aydın Engin’in Dink’in bu güzel öyküsünü aktarmasının ardından, günün sonunda Türkiye'nin tek Ermeni köyünü görmekten, oradaki misafirperver insanları tanımaktan, Oya Baydar gibi muhteşem bir yazarla tanışmaktan ve güzel söyleşiden, oldukça memnun ayrıldık. Bir sonraki Evvel Temmuz Festivali'ni kaçırmamayı düşünüyoruz.

İlgili Başlıklar