Kızılelma iddianamesi!



Ergenekon Operasyonu’nun çok beklenen 7. dalgası nihayet geldi, ama beklentilerin aksine son derece önemsiz 17 kişinin gözaltına alınıp serbest bırakılmasıyla da söndü. Genelkurmay içerde bir soruşturma yapmadığını ilan ederek kendisi açısından operasyonun bittiğini kamuoyuna zaten açıklamıştı.

Gerisi Yüksek Askeri Şura’da emekli edilecek birkaç muvazzaftan ibarettir. Ki politik ilgiyi gerektirmez.

Demek ki operasyonun derinliği buymuş; Radikal'den Murat Yetkin'in söylediği gibi, bu, Ergenekon değil Kızılelma operasyonu. 2500 sayfalık şişirilmiş iddianameye bakıldığında da bu somut olarak görülebiliyor.

Halka karşı uygulanan derin devlet operasyonlarının, yani 3000 faili meçhul, binlerce yargısız infaz, linç girişimleri, Hrant Dink'in öldürülmesi, katliamlar bu iddianamenin ustaca dışına alınmış. Hatta Gazi katliamı neredeyse Dev-Sol eylemi olarak açıklanarak daha da karartılmış.

İddianamenin maddesi insanı zaman zaman güldüren çocuksu örgüt şemalarıyla dolu, ama ruhu daha da beter: “TSK ve MİT’le bir ilişki kurulamamıştır” cümlesinden sonra gerçekten “kopuyorsunuz”. Ama bu cümle özellikle işin geleceği açısından önemli, çünkü ek iddianameyle yürütüleceği söylenen emekli generallerin yargılanması konusunu bağlıyor. O yargılama ile bağlantı koparılmakla kalınmıyor aynı zamanda ek iddianamenin de neye benzeyeceği belli olmuş oluyor. Benim inancıma göre savcılık kendisini kat kat aşacak ve ek iddianameyle zirveye çıkacaktır. Çünkü TSK ve MİT’le bağlantı kurmadan Generalleri suçlayabilmek büyük bir sanatsal yaratıcılık gerektirir. PKK ve Dev-Sol’la da bağlantılandırmak biraz ayıp olacağından geriye efsaneler ve Freudyen baba-oğul ilişkileri kalır... Göreceğiz...

Sonuçta bir “derin devlet”, “gladio” operasyonu olarak servis edilen bu operasyona göre “derin devlet” devletle bağlantılı değil!

Yani yalnızca ama yalnızca merkezi ve hiyerarşik iradenin dışına çıkarak politikaya müdahale eden bir grup “serseri” cezalandırılmak istenmiş. Bu şekilde uzlaşılmış.

Bu durumda sormak gerekir: Peki ne yapılmış oldu?

Cevabımız: Halklar lehine, işçiler lehine, ezilenler lehine hiçbir şey...

Yani inkâr, baskı, linç, polis copu, jandarma dayağı, infazlar, işkenceler, her türlü aşağılama ve kusturucu milliyetçilik-İslamcılık-Kemalizm-liberalizm bulaşığı ideolojik tahakküm devam edecek.

Bu anlamda Devrimci Hareket’in operasyonun en başından beri, özellikle sokağa yakın kesimlerinin soğukkanlı duruşu bir olumluluk olarak kaydedilmelidir. Bu olgun politik duruş, onu iç hesaplaşmanın ucuz ordularına dönüştürmeyi umanlar için tam bir hayal kırıklığı oldu. En son Adalet Bakanı solcuların niye Susurluk gibi sokaklara dökülmediğini soruyordu. Taraf Gazetesi bu konuda seri yazılar ve yorumlar yayınladı. Ama olmadı. Devrimci Hareket böylece kendi kırmızı çizgilerini açıkça deklare ediyordu.

Pratikte gerçekten Taraf olan, devlet terörünü her düzeyde etinde yaşamış olanlar için hesaplaşma “şaka” değildir. Bu büyük hesaplaşmayı küçültmenize ve böylece yığınları manipüle etmenize geçit vermeyeceğiz!