KESK Genel Kurulu, öngördüğümüz gibi bağlı sendikaların kongreleriyle tayin edilen çerçevede gerçekleşti. Eğitim-Sen yönetimini belirleyen ittifak, sendikal birlik kliklerinden Tüm Bel-Sen kanadını tercih ederek, KESK yönetimine geldi. ÖDP’deki krizin DSD grubunda süregelen klikleşmeyi ayrılığa vardırması ve bunun büyük bir aymazlıkla kongreye yansıtılması, diğer dinamiklerin ise yönetime seçilmeyi yeterli bularak bu sorumsuzluğa tavır koymaması, genel kurulu klikler dalaşına kilitledi. Delegelerin söz hakkı bir güne ve beşer dakikaya sığdırıldı. Zamanın önemli bir bölümü ise, DSD kliklerinin atışmaları, ittifak görüşmelerinin deşifresi, Emek Hareketi'nin dar grupçu “birlik” söylemi, yurtsever emekçilerin siyasal mesajları ile geçti. Sınıf hareketin sorunları ve çözüm önerileri birkaç delegenin cümlelerinde asılı kaldı.
ESP'li Emekçi Memurlar, KESK ve bağlı sendikaların yönetimlerinde yaşanan değişimi ihtiyatlı karşıladı, ileriye taşımaya çalıştı. Yönetimlerde yaşanan değişimin, aşağıdan yukarıya bir arayışın ürünü olmadığı, bu süreçte belirleyici olan anlayışların, öteden beri devimci dinamikleri yönetimlerin dışında tuttukları, daha da önemlisi kuruluşundan itibaren yönettikleri emekçi memur sendikaları ve sınıf hareketine yaklaşımlarını gözden geçirmediklerini vurguladı. Bu olguların farkında olarak, yönetimlere çöreklenmiş “kutsal ittifakın” sarsılmasıyla, sendikal hareketin ve sınıf mücadelesinin yeniden yapılanmasına bazı olanaklar doğduğunu tespit etti. Bu perspektifle, sendikaların genel kurullarından itibaren dönemi karşılayacak mücadele programının tartışılması, karar organlarının nispi temsil seçim sistemiyle oluşturulması ve tüm dinamiklerin güçleri oranında temsillerinin sağlanması için çaba gösterdi. Ancak yurtsever emekçilerin kafa karışıklığı ve süregelen sendikal çizgiden kopuşu göze alamaması, diğer grupların yönetim kurullarında temsil edilmeyi yeterli görmeleri, program adı altında mevcut duruma rötuş olabilecek önermeler geliştirmeleri nedeniyle oluşan bazı olanaklar heba edildi. Oysa dibe vuran sendikal hareketin 2007'den beri canlanma eğilimine girmesi, grevlerin artması ve önemli bir bölümünün kazanımla sonuçlanması, sendikasız işçiler cephesinde de benzer bir hareketliliğin gözlenmesi, tüm sorunlarına rağmen emekçi memur sendikalarının 4688 sayılı deli gömleğine sığmaması, genel kurula esin kaynağı olabilirdi.
Ne yazık ki bu koşullarda yapılan KESK Genel Kurulu, önceki kongrelerin pratiğini daha beter bir düzeyde tekrarlayarak bir fırsatı heba etti. “Kutsal ittifakın” bozulması ve yeterli düzeyde olmasa da gruplarda tartışma sürecinin başlaması, bir yıl içerisinde KESK öncülüğünde program ve tüzük kurultayı düzenleme kararının alınması, bu genel kurulun tek kayda değer yanı. Kongre böyle bitti, peki bundan sonrası?
Genel kurul sürecini verimli kullanma basiretini göstermedikleri halde KESK’te “değişim” iddiasıyla yönetime gelen dinamikler, kendilerine karşı geliştirilecek olası şoven ve grupçu muhalefeti aşmak için öncelikle toplu görüşme masasına oturmayı reddederek, eylemli bir kampanya dönemi başlatmak durumundadır. Hemen ardından ise sendikal harekete en temel işlevini kazandıracak ve emekçi memurları kendisi için sınıf konumuna taşımaya hizmet edecek bir yönelime girmelidir. Bu yönelim, işçi sınıfının ortak talepleri ekseninde geliştirilecek mücadele programıyla somutlaştırılmalı, bu program bir yıl süresince il ve bölgeler düzeyinde kadrolarla tartışılarak genel kurul kararı gereği program ve tüzük kurultayına taşınmalıdır.
Mücadele programının tartıştırılması ve uygulanmasına dair bir rotanın çizilmesi, emekçi memur sendikalarında yorgun düşmüş, beklentisini yitirmiş, tasfiye edilmiş ve arayış içine girmiş binlerce kadronun yeniden harekete geçirilmesi sonucunu yaratacaktır ki, bu ara sonuç bile böylesi bir yönelimi sınıf mücadelesi açısından hayırlı kılmaya yeterlidir.
12.07.2008, Atılım.org
