“Hangi limana gideceğini bilmeyen yelkenliye hiçbir rüzgârın faydası yoktur.”
Karşıt güçlerin sürekli çatışmalı bir akış halinde olduğu devrimci faaliyet, karşımıza hiçbir zaman yerine getirilmesi gereken basit ve rutin görevler olarak çıkmaz. Tersine çok seçenekli, belirsizlikler içeren, bir karmaşıklık halinde görülür. Tıpkı topraktan yeni çıkartılmış, işlenmeden üretime sokulamayacak hammadde gibidir.
Bu gerçeklik faaliyete plansız, kendiliğinden yaklaşıma izin vermez. Eğer kendiliğinden yaklaşılıyorsa bu karmaşa komitenin ve kişinin pratiğine doğrudan yansır. Değerlendirme yaptığında, yöneldiğinden bambaşka konulara kaydığını, önceliklerinin değiştiğini, başladığı görevlerin yarım kaldığını, çok emek harcamasına rağmen sonuç alamadığını, irade gücünün giderek zayıfladığını ve motivasyonun kaybolduğunu görür.
Bu durum bariz bir plansız çalışma hastalığıdır.
Böyle çalışan bir kadronun bilincinde faaliyet tanımsız, işlenmemiş kaba bir yığın gibi durur, nereden başlayacak, ne kadar güçle, hangi süreyle yüklenecek, bunlara net yanıtlar verebilmesi son derece güçtür. Dolayısıyla günlük çalışmak zorunda kalır, görevler karşısına çıkar, o da moralinin izin verdiği kadarıyla yerine getirmeye çalışır. Tabii ki bütün ruh halleri gibi kendi ruh hali de inişli çıkışlı olduğu için faaliyeti de onunla beraber iner çıkar ve istikrarını yitirir. Kararsızlık ve ikilem böyle çalışan bir kadronun normal halidir.
Plansız çalışma, amatörlüğün göstergesidir ve eski dönem alışkanlığıdır. Kendiliğindenci ve ruh haline dayalı bir çalışmadır, hazırlıksızdır, emeğinin sonuçlarıyla fazla ilgilenmez ve iktidarlaşma perspektifi oldukça zayıftır. Plansız çalışan bir kişiye dikkat ettiğimizde sorunun tecrübesizlik ve bilgi eksikliğinden çok kişinin kendisini ruh hali üzerinden yönetiyorsa sözü edilen istikrarsızlıktan kaçınması mümkün değildir. Faaliyete karşı bir ikilem taşıyacak, hedefleri sürekli boşa düşecek ve giderek kendisine güvenini yitirecektir. Daha başarılı çalışmaya niyeti var fakat yöntemi yoktur.
Doğru yöntem kişinin kendisini karar üzerinden yönetmeyi bilmesidir.
Her insan, eğer kendini yönetmekten aciz değilse, yapacaklarına “şunu yapacağım”, “bunu yapacağım” diye kararlar alarak yönelir. Fakat bu kararlar, eğer bu yönde bir irade gücü geliştirilememişse, hemen hepsi boşa düşen, gerçekleşmeyen isteklerden öteye gidemez. Bir isteğin karar haline gelebilmesi onu kanunlaştırabilecek bir iradeyi gerektirir. Karar bu anlamıyla irademizin dili, mücadelemizin kanunudur. Ona doğru yaklaşmak, kolay almamak, alınca peşini kolay bırakmamak demektir. Kişi düzleminde kendisini kararla yönetmek ne anlama gelirse örgüt düzeyinde de planlı çalışmak aynı anlama gelir.
Plan, hem faaliyetin karmaşık yapısını işler ve onu somut görevler haline getirir, hem de komitenin görevin üzerine gidebilme motivasyonunu ve disiplinini sağlar. Yapı açısından her kademede faaliyetin planlanması kendi başına bir eylem, bir görevdir. Bu görev komitenin tüm üyelerinin planın hazırlığına katılmakla faaliyet yönetme yeteneklerini geliştirmesi, farklı komitelerin faaliyetlerinin izlenebilir ve denetlenebilir olması ve yapının bütünsel hareketine olanak sağlaması açısından hayati önem taşır.
Plan; kişilerin kendisini kararla yönetmeyi öğrenebilmesini, sahip olunan güçle ölçü hedef seçimini belirli bir süreyi kapsamasını ve değişimlere karşı bir esneklik taşımasını ve ısrarı içerir.
Küçük ama sağlam adımlar atabildiğimiz profesyonelleşme hedefimizde, planlılığı en küçük komiteye kadar yaymak yakıcı olarak ihtiyaç duyduğumuz ve kaçınamayacağımız görevimizdir.
