Pazartesi, Temmuz 7, 2008 - 15:34
Siyonizm'in fikir babası Theodor Herzl, 1895 yılında günlüğüne Filistin'i oranın yerlileri ile paylaşma taraftarı olmadığını yazdı. Dahası, 'Beş parasız nüfusa (Filistinliler) kendi ülkemizde herhangi bir şekilde iş vermeyi reddederek sınırın öte yakasına geçmeleri için cesaretlendirmeye çalışmak... Hem mallara el koyma hem de yoksulların başka yere gönderilmesi ihtiyatlı ve dikkatlice yapılmak zorunda' fikrinde olduğunu yazdı.
Theodor Herzl, Yahudi göçmenler ve yerli halk arasında uygulanacak sıkı bir ayırma politikasıyla başarıya ulaşacak bir Filistin göç programı tasarlıyordu. Basit bir ifade ile Siyonist kurumlar Filistin'de geniş topraklar alıp, ekonominin temel sektörlerine sahip olunca, Filistinlilerin Yahudi temelli ekonomide toprağı işleme veya çalışma haklarından vazgeçerek ülkeyi terk edeceğini umut etti.
Herzl, Filistin'de yaşayan Filistinli çoğunluk sorunuyla ilgili olarak Siyonizm'in iki olası çözümünün -ayırma ve transfer- gerçekte birbirine alternatif olmadığını, daha ziyade birbirini eşit şekilde destekler nitelikte olduğunu ileri sürüyordu. Sadece bu da değil, Herzl, bu çözüm yollarının birlikte kullanılması durumunda etnik temizlik sürecinin, kurbanların kendi tercihi şeklinde, gönüllü olarak gerçekleşiyor gibi gözükeceğine inanıyordu. Belki de bu düşünce onun en uzun soluklu mirası ve göçmen sömürgecilere en büyük katkısıydı.
Son yıllarda İsrail yönetimi altındaki Filistin nüfusunun Yahudi nüfusuyla eşit noktaya gelmeye başlamasıyla Siyonistler açısından Filistin topluluğu birden daha büyük bir tehdit olarak görülmeye başlandı. Buna bağlı olarak şaşırtıcı olmayan bir şekilde, ayırma veya transfer Siyonist çözümlerinden hangisinin izleneceği tartışmaları da yeniden gündemdeki yerini aldı.
Bugün bu çözümler İsrail merkez solu (İşçi Partisi ve Kadima) ve merkez sağı (Likud ve Yisrael Beiteinu) ile zayıf bir şekilde bağdaştırılan iki ideolojik kamp tarafından görünüşte destekleniyor. Bunlar arasındaki güncel siyasi tartışma ilk olarak İşçi ve Revizyonist Siyonistler tarafından öne sürülen Yahudi devletinin karakteristiğiyle ile ilgili öngörülerin ayrışmasına neden oldu. Güncel siyasi tartışmaları, İsrail, Batı Şeria ve Gazze'de yaşanan olayları anlamak için önce Siyonist düşüncedeki bu iki ilkenin tarihlerini inceleyelim.
Yahudilerin Filistin'e ilk göç dalgaları sırasında egemen Siyonist işçi hareketi ve onun lideri David Ben Gurion çoğunlukla Herzl'in amacına uygun politikalar geliştirdi. Bunlar Yahudilerin toprağı işlemede yerli topluluktan ayrılması ve yalnızca bir başka Yahudi'ye iş vermesi gerektiği fikrini temel alan 'Ülkenin Kurtulması' ve 'Yahudi İşgücü' ikiz ilkesini geliştirdi: Yahudiler, Filistin'de tamamen kendi ayakları üzerinde durarak hem bozulmakta olan diaspora niteliğini 'iyileştirebilir' hem de Filistinliler kendi topraklarında yaşamlarını sürdürme olanağından mahrum kalır. Bu girişimin ön saflarında geride kalan Filistinlileri öncesinde ve Yahudi devletinin kurulmasının ardından yıllar geçmesine rağmen -İsrail yurttaşı olanları dahi- üye olarak kabul etmeyi reddeden Siyonist sendika federasyonu Histadrut bulunuyordu.
Ayırma Siyonist işçi hareketinin resmi politikası olmasına rağmen, Ben Gurion ve yetkilileri perde arkasında ayırma politikasının saf etnik devlet amacına ulaşmada tek başına yeterli olmayacağı düşüncesini giderek artan bir şekilde benimsiyordu. Toprak satışları düşük bir seviyedeydi (tüm ülkenin yaklaşık yüzde 6'sı oranında) ve ekonominin Yahudilerdeki kısmı ucuz Filistinli işgücüne ihtiyaç duyuyordu.
Bunun yerine Siyonist işçi hareketi gizli bir şekilde etnik temizlik programı üzerinde çalışmaya başladı. 1937 ve İngiltere'nin Filistin'in bölünmesini öneren Peel Raporu'ndan sonra; yerli halkın çoğunluğu sınırlar içerisinden temizlenmediği sürece bir Yahudi devletinin imkansız olduğunu teşhis eden Ben Gurion, Filistinlilerin transferi fikrine daha yakındı.
İsrail'in yeni tarihçileri Ben Gurion'un Filistinlileri transfer meselesine bağlılığı konusunda bilgi edindi. Örneğin Benny Morris, 'Büyük ve düşman Arap azınlığının ortasında Yahudi devletinin olmayacağını Ben Gurion anladı' diyor. Bundan dolayı İsrailli liderler gönderilmesi gereken topluluklar hakkında detaylı dosyalar hazırlayarak ve alandaki komutanlara emirleri (Dalet Planı) ileterek savaş maskesi altında etnik temizlik planı hazırladı. 1948 savaşı süresince yerli nüfusun en az yüzde 80'i yeni İsrail devletinden ayrılarak yerlerini boşalttı.
Filistinlilerin fiziksel olarak gönderilmesinde Ben Gurion günün siyasi fırsatlarını iyi kullandı ve Herzl'in Siyonist işgücünü yeniden ayarladı. Özellikle Ben Gurion propaganda kampanyasıyla mülteci göçünün çoğunlukla gönüllü olduğuna dünyayı büyük oranda inandırmasının yanısıra Herzl'in arzu ettiği yerinden etme amacına da ulaştı. Modern tarihçilerinde ikna edici bir şekilde aksi ispat edilen en köklü Siyonist mitlerinden birisinde, bize hala mültecilerin ayrıldığı çünkü öyle yapmalarının Arap liderler tarafından söylendiği anlatılıyor.
Diğer siyasi kamp yani Revizyonistler yerli Filistin nüfusu ile ilgili daha belirsiz bir tutuma sahip. Paradoksal olarak Şeria Nehri'nin her iki kıyısını (Dolayısıyla sadece Filistin'i değil modern Ürdün devletini de kapsıyor) içerisine alana Büyük İsrail ile ilgili taviz vermez iddialarını düşününce, yerli nüfusa bulundukları yerde yaşama izni verme konusunda Siyonist işçi hareketinden daha hazırlar.
Revizyonizmin lideri Vladimir Jabotinsky, 1938 yılında -muhtemelen Ben Gurion'un transferi benimsemesini reddederken- 'Yahudi devletinin yeniden doğuşunun Yahudi olmayan yurttaşların yerinden edilmesi gibi korkunç bir öneri ile bağlantılı olma fikri her Yahudi için nefret verici olmalı' görüşünü ifade etti. Görünüşe göre Revizyonistler arzu ettikleri toprağın kaçınılmaz bir şekilde Arap çoğunluğu dahil edeceği gerçeğinden dolayı bu düşünceden vazgeçti. Bundan dolayı da Revizyonistler yerli halkı yerinden etmeyle, onları Yahudi kurallarını kabul etmeye ikna edecek bir yol bulma konusundan az ilgilendi.
Jabotinsky 1923 yılında yanıtını formüle etti. Jabotinsky'nin yanıtı dolaylı olarak ayırma fikrini içeriyordu ancak yerli halkın transferi konusunda ille de bir şey söylemiyordu. Revizyonist liderin formüle edilmiş yanıtı, yerli halkı itaat etmeye zorlayacak 'demir duvarın' devamlı gücüydü. Jabotinsky'e göre Filistinlilerin boyun eğmeyi kabul etmesi ancak 'demir duvar yani hiçbir şekilde Arap baskısından etkilenmeyecek bir gücün Filistin'de inşa edilmesiyle' sağlanabilir.
Emperyalist İngiltere yönetiminin ateşli bir taraftarı olan Jabotinsky gelecekteki Yahudi devletini şu yalın sömürgeci ifade ile tanımladı: Yerli nüfusu yöneten Avrupalı elit grup. Ancak Revizyonizm içerisinde, Siyonist işçi hareketindeki gelişmelerin aynısı şeklinde, ayırma fikrinden transfer fikrine geçiş oldu. Bu değişim muhtemelen ideolojik olmaktan çok oportünist bir temeldeydi ve -Revizyonistler Ben Gurion'un transfer yoluyla Yahudi devletini şekillendirmedeki başarısını duydukları için- özellikle de gözle görünür şekildeydi.
Jabotinsky'nin öğrencilerinden birisi olan ve sonraki tarihlerde Likud lideri iken başbakanlık yapan Menahem Begin, 1948 yılında İrgun silahlı milis örgütünün lideriydi. Bu örgüt, savaşın en kötü vahşetlerinden birisini gerçekleştirdi. Menahem Begin, savaşçıları kadın ve çocukların da dahil olduğu 100'den fazla köy sakinini katlettikleri Filistin'in Deir Yasin köyüne yöneltti.
Olayların normal hali yeterince vahşice olmasına karşın, ölü sayısı Begin ve taraftarları tarafından New York Times sayfalarına bilinçli olarak 250'den fazla olarak bildirildi. Amaçları Filistin toplumunun daha geniş kesiminde terörü yaymak ve toprakları terk etmeye ikna etmekti. Menahem Begin, daha sonra mutlu bir şekilde şunları dile getirdi: 'İrgun katliamının vahşi hikayeleriyle ikna olan tüm ülkedeki Araplar tamamen paniğe kapıldı ve hayatını kurtarmak için kaçmaya başladı. Bu kitlesel kaçışlar kısa sürede çılgın kontrol edilemez paniğe dönüştü'.
Bunun sonucunda emekli General Rehavam Ze'evi de dahil olmak üzere sağdaki diğer partiler de etnik temizliği açıkça destekledi. Ze'evi'nin partisi Moledet, İbranice'deki 'tet' harfini sembol olarak kullanıp seçimlerde transfer kampanyası yürüttü. Göçmen lider ve haham olan ardılı Benny Elon da benzer bir düzlem benimsedi: Sadece nüfus transferi barış getirebilir.
Ayırma ve transfer politikaları arasındaki tartışmanın yoğunluğu 1948 ve Filistin yerli halkının çoğunu Yahudi devletinden dışarı çıkaran etnik temizlik kampanyasından sonra düştü. Geride kalan Filistinli azınlık-nüfusun beşte biriydi ama büyük oranda Yahudi göçüyle yakın zamanda boğulacağı tahmin edilen bir gruptu ve henüz tehdit olarak değil de rahatsız edici bir unsur olarak görülüyordu. Filistin halkı, İsrail'deki Yahudi ve Filistinliler arasında ayırma politikasını uygulamak için tasarlanan askeri hükümet altında yaklaşık yirmi yıl yönetildi. Eğitim, istihdam ve barınma alanlarında bu ayrım daha az uç noktada olsa dahi bugün hala varlığını sürdürüyor.
Ayırma-transfer tartışmaları İsrail'in 1967 yılında Batı Şeria ve Gazze'yi işgal etmesiyle büyük oranda tekrar gündeme geldi. İsrail'in Yeşil Hattı silmesi ve İsrail ile işgal altındaki bölgelerde bulunan Filistinliler arasında farkın kalmamasıyla Siyonistler açısından Filistin topluluğu bir kez daha büyük bir tehdit olarak görülmeye başlandı.
1967 yılında kabinedeki tartışmalar hükümetin karşılaştığı kararsızlığı gösteriyor. Tüm diğerlerinin yanısıra, Moşe Dayan hem yeni ele geçirilen bölgeleri hem de bu bölgelerdeki Filistinli nüfusu topraklarına katma taraftarıydı. Diğerleri böylesi bir hareketin açık bir şekilde sömürge olarak görüleceği ve bunun da Yahudi yurttaşlar ve yurttaş olmayan Filistinliler için ırk ayrımcılığı sistemine doğru hızla bozulacağına inandı. Jabotinsky'nin demir duvar çözümünün artık uygulanabilir olmadığını düşünüyorlardı.
Ancak aynı şekilde, insan haklarına sözde bağlılık gösteren medyanın daha egemen olduğu dönemde, hükümet geçmişte Ben Gurion'un yaptığı gibi yüksek oranda Filistinliyi yerinden sürüp toprakları ele geçirmenin yolu olmadığını gördü. Benzer şekilde muhtemeldir ki, dünyayı bu tarz toplu ülke dışına taşınmaların gönüllü olduğu şeklinde nitelendirilmesi gerektiğine ikna etmenin de yolu olmadığını gördü.
Bundan dolayı İsrail ne bir transfer programı yürüttü ne de sıkı bir ayırma politikası uygulama yönünde kararlı bir biçimde hareket etti. İsrail bunların yerine Dayan'ın Batı dünyası tarafından büyük oranda fark edilmeden devam edilebileceğine inandığı işgal bölgelerine 'yavaş yavaş el konulması' önerisini uygun hale getiren ırk ayrımcılığı modelini seçti.
Güney Afrika'daki ırk ayrımcılığı Herzl'in ayırma fikrinden önemli bir noktada ayrılıyor: Irk ayrımcılığında 'diğer' halk yüksek oranda kötü muameleye maruz kalsa dahi siyasi düzenlemenin gerekli bir bileşenidir. Sürgün edilen Filistinli düşünür Azmi Bişara'nın da belirttiği gibi Güney Afrika'da 'Irk ayrımı mutlak değil. Bu ayırım politik birlik çerçevesinde gerçekleşti. Irkçı rejim siyahları sistemin bir parçası, bütünün bir bileşeni olarak gördü. Beyazlar birlik içerisinde ırkçı bir hiyerarşi yarattı'.
Diğer bir ifade ile Herzl'in ayrılma konseptinde dolaylı olarak değinilen kendi kendine yetme ya da tek taraflılık İsrail'in işgali ile yıllarca gözardı edildi. Filistin işgücü, siyah işçilerin Güney Afrika tarafından sömürülmesi gibi, İsrail tarafından sömürüldü. Filistinlilerin bu görüşü, böylesi bir ayırmanın bağımlı iş gücü yaratması gerektiğini belirten Oslo anlaşmalarında formüle edildi.
Ancak Oslo süreciyle hayata geçirilen İzak Rabin'in ırk ayrımcılığı modeli ve Benjamin Netanyahu'nun Jabotinsky'nin Büyük İsrail görüşünü desteklemedeki muhalefeti, Herzl'in ayırma politikası vasıtasıyla hayata geçirilen transfer modelinden sapıyor. Mevcut her siyasi akımın daha güçlü bir şekilde 'tek yanlılık' eğilimini benimsemesinin nedeni büyük oranda budur.
Şaşırtıcı olmayan bir şekilde 'tek yanlı ayırma' politikası en çok Ehud Barak tarafından savunulan Siyonist işçi hareketinde ortaya çıktı. Fakat bu politika kısa sürede birçok Likud üyesi tarafından da benimsendi. Son olarak tek yanlı ayırma politikasının başarısı Büyük İsrail'in önde gelen savunucusu Ariel Şaron'un dönüşümünden kaynaklandı. Ariel Şaron tek yanlı ayırmaların manifestolarını, Batı Şeria ve Gazze'nin dünyayla bağlarının koparılmasının yanısıra yeni konsensüs partisini -Kadima- oluşturmak için İsrail sağını böldü.
Yeni konsensüste Filistinlilerin transferi -Herzl'in bir dönem umduğu gibi- uygulanacak mutlak ayırma ile başarılacak. Gazze'nin dünyayla bağlarının koparılmasından sonraki aşama Şaron'un ardılı Ehud Olmert tarafından gerçekleştirildi. Olmert'in, birçok yerleşimcinin yerinde kalacağı, Gazze'den sınırlı çekilme şeklindeki yakınlaşma planı düştü; ancak bu planın altyapısı -ayırma duvarı- inşa edilmeye devam ediyor.
Modern Siyonistler tek yanlı ayırmayı transfere nasıl dönüştürecek? Herzl'in -sıkı etnik ayırım ile uygulanan- etnik temizlikle ilgili orijinal görüşü günümüz dünyasında ne şekilde hayata geçirilecek?
Gazze'deki mevcut abluka yukarıdaki sorular için bir model sunuyor. Gazze'nin dünyayla bağlarının koparılmasından sonra İsrail Gazzelilerin yardım, gıda, yakıt ve insani hizmetlere erişimini istediği vakit kesebilme olanağına sahip oldu. Normal yaşam düzeni, ses duvarını aşan uçak gürültüsü, keyfi İsrail hava saldırıları ve özellikle siviller arasında kayıpla sonuçlanan tekrar eden küçük çaplı işgallerle daha da bozuldu.
Gazze cezaevi bir metafor olmaktan çıkıp günlük bir realiteye dönüştü. Esasen Gazze'nin koşulları cezaevinden daha kötü: Mahpuslar, savaşta dahi, insanlıklarına saygı duyulmasını ve düzgün bir şekilde barınma, bakım, beslenme ve giyim ihtiyaçlarının giderilmesini bekler.
Bu denli uç noktada uygulanan ayırmanın nihai amacı açıkça belirgindir: Transfer... Filistinlileri normal yaşamın temel koşullarından mahrum ederek -dünyaya bir kez daha gönüllü terk etme olduğu şeklinde pazarlayabileceği- onların en nihayetinde terk etmeyi seçecekleri tahmin ediliyor. Ve Filistinliler kendi vatanlarını terk etmeyi seçerse, Siyonist düşünce -aynen önceki Siyonist neslin Filistinli göçmenler 1948 ve 1967 savaşları sırasında görünüşte kaçtığına inandığı gibi- bu topraklarda hakkını güçlendirecek. Transfer süreci kaçınılmaz mı? Bence değil. Modern 'Ayırma vasıtasıyla transfer' politikasının başarısı ciddi sınırlamalarla karşı karşıya.
Bir, bu süreç ABD'nin küresel hegemonyasının ve İsrail'e sunduğu tam desteğin sürmesine bağlı. Böylesi bir destek ABD'nin Ortadoğu'daki mevcut sıkıntılı durumu ve Çin, Rusya ve Hindistan güç dengesinin giderek yükselmesinden dolayı azalacağa benziyor.
İki, Siyonist bir dünya görüşüne ihtiyaç duyuyor. Siyonizm sadece uluslararası hukuktan değil ayrıca da birçok toplum ve ideolojinin desteklediği değerlerden saptı. Siyonist hırsların özünü gizlemek muhtemelen daha da zor olacak, bu durum yapılan anketlerde ortaya konan düşüncelerde de açıkça görülüyor. Anketler Batı kamuoylarının, hükümetleri inanmasa dahi, İsrail'in dünya düzeni için en büyük tehlikelerden birisi olduğuna inandığını gösteriyor.
Ve üç, bu süreç Filistinlilerin yavaş yavaş yok edilmesi sırasında pasif kalacağını öngörüyor. Tarih Filistinlilerin bu süreçte kesinlikle pasif kalmayacağını gösteriyor.
JONATHAN COOK
Gazeteci yazar Jonathan Cook, Nasıra'da yaşıyor.
Çeviren: Osman İşçi
Theodor Herzl, Yahudi göçmenler ve yerli halk arasında uygulanacak sıkı bir ayırma politikasıyla başarıya ulaşacak bir Filistin göç programı tasarlıyordu. Basit bir ifade ile Siyonist kurumlar Filistin'de geniş topraklar alıp, ekonominin temel sektörlerine sahip olunca, Filistinlilerin Yahudi temelli ekonomide toprağı işleme veya çalışma haklarından vazgeçerek ülkeyi terk edeceğini umut etti.
Herzl, Filistin'de yaşayan Filistinli çoğunluk sorunuyla ilgili olarak Siyonizm'in iki olası çözümünün -ayırma ve transfer- gerçekte birbirine alternatif olmadığını, daha ziyade birbirini eşit şekilde destekler nitelikte olduğunu ileri sürüyordu. Sadece bu da değil, Herzl, bu çözüm yollarının birlikte kullanılması durumunda etnik temizlik sürecinin, kurbanların kendi tercihi şeklinde, gönüllü olarak gerçekleşiyor gibi gözükeceğine inanıyordu. Belki de bu düşünce onun en uzun soluklu mirası ve göçmen sömürgecilere en büyük katkısıydı.
Son yıllarda İsrail yönetimi altındaki Filistin nüfusunun Yahudi nüfusuyla eşit noktaya gelmeye başlamasıyla Siyonistler açısından Filistin topluluğu birden daha büyük bir tehdit olarak görülmeye başlandı. Buna bağlı olarak şaşırtıcı olmayan bir şekilde, ayırma veya transfer Siyonist çözümlerinden hangisinin izleneceği tartışmaları da yeniden gündemdeki yerini aldı.
Bugün bu çözümler İsrail merkez solu (İşçi Partisi ve Kadima) ve merkez sağı (Likud ve Yisrael Beiteinu) ile zayıf bir şekilde bağdaştırılan iki ideolojik kamp tarafından görünüşte destekleniyor. Bunlar arasındaki güncel siyasi tartışma ilk olarak İşçi ve Revizyonist Siyonistler tarafından öne sürülen Yahudi devletinin karakteristiğiyle ile ilgili öngörülerin ayrışmasına neden oldu. Güncel siyasi tartışmaları, İsrail, Batı Şeria ve Gazze'de yaşanan olayları anlamak için önce Siyonist düşüncedeki bu iki ilkenin tarihlerini inceleyelim.
Yahudilerin Filistin'e ilk göç dalgaları sırasında egemen Siyonist işçi hareketi ve onun lideri David Ben Gurion çoğunlukla Herzl'in amacına uygun politikalar geliştirdi. Bunlar Yahudilerin toprağı işlemede yerli topluluktan ayrılması ve yalnızca bir başka Yahudi'ye iş vermesi gerektiği fikrini temel alan 'Ülkenin Kurtulması' ve 'Yahudi İşgücü' ikiz ilkesini geliştirdi: Yahudiler, Filistin'de tamamen kendi ayakları üzerinde durarak hem bozulmakta olan diaspora niteliğini 'iyileştirebilir' hem de Filistinliler kendi topraklarında yaşamlarını sürdürme olanağından mahrum kalır. Bu girişimin ön saflarında geride kalan Filistinlileri öncesinde ve Yahudi devletinin kurulmasının ardından yıllar geçmesine rağmen -İsrail yurttaşı olanları dahi- üye olarak kabul etmeyi reddeden Siyonist sendika federasyonu Histadrut bulunuyordu.
| Son yıllarda İsrail yönetimi altındaki Filistin nüfusunun Yahudi nüfusuyla eşit noktaya gelmeye başlamasıyla Siyonistler açısından Filistin topluluğu birden büyük bir tehdit olarak görülmeye başlandı. Buna bağlı olarak ayırma veya transfer Siyonist çözümlerinden hangisinin izleneceği tartışmaları da yeniden gündemdeki yerini aldı. |
Bunun yerine Siyonist işçi hareketi gizli bir şekilde etnik temizlik programı üzerinde çalışmaya başladı. 1937 ve İngiltere'nin Filistin'in bölünmesini öneren Peel Raporu'ndan sonra; yerli halkın çoğunluğu sınırlar içerisinden temizlenmediği sürece bir Yahudi devletinin imkansız olduğunu teşhis eden Ben Gurion, Filistinlilerin transferi fikrine daha yakındı.
İsrail'in yeni tarihçileri Ben Gurion'un Filistinlileri transfer meselesine bağlılığı konusunda bilgi edindi. Örneğin Benny Morris, 'Büyük ve düşman Arap azınlığının ortasında Yahudi devletinin olmayacağını Ben Gurion anladı' diyor. Bundan dolayı İsrailli liderler gönderilmesi gereken topluluklar hakkında detaylı dosyalar hazırlayarak ve alandaki komutanlara emirleri (Dalet Planı) ileterek savaş maskesi altında etnik temizlik planı hazırladı. 1948 savaşı süresince yerli nüfusun en az yüzde 80'i yeni İsrail devletinden ayrılarak yerlerini boşalttı.
Filistinlilerin fiziksel olarak gönderilmesinde Ben Gurion günün siyasi fırsatlarını iyi kullandı ve Herzl'in Siyonist işgücünü yeniden ayarladı. Özellikle Ben Gurion propaganda kampanyasıyla mülteci göçünün çoğunlukla gönüllü olduğuna dünyayı büyük oranda inandırmasının yanısıra Herzl'in arzu ettiği yerinden etme amacına da ulaştı. Modern tarihçilerinde ikna edici bir şekilde aksi ispat edilen en köklü Siyonist mitlerinden birisinde, bize hala mültecilerin ayrıldığı çünkü öyle yapmalarının Arap liderler tarafından söylendiği anlatılıyor.
Diğer siyasi kamp yani Revizyonistler yerli Filistin nüfusu ile ilgili daha belirsiz bir tutuma sahip. Paradoksal olarak Şeria Nehri'nin her iki kıyısını (Dolayısıyla sadece Filistin'i değil modern Ürdün devletini de kapsıyor) içerisine alana Büyük İsrail ile ilgili taviz vermez iddialarını düşününce, yerli nüfusa bulundukları yerde yaşama izni verme konusunda Siyonist işçi hareketinden daha hazırlar.
Revizyonizmin lideri Vladimir Jabotinsky, 1938 yılında -muhtemelen Ben Gurion'un transferi benimsemesini reddederken- 'Yahudi devletinin yeniden doğuşunun Yahudi olmayan yurttaşların yerinden edilmesi gibi korkunç bir öneri ile bağlantılı olma fikri her Yahudi için nefret verici olmalı' görüşünü ifade etti. Görünüşe göre Revizyonistler arzu ettikleri toprağın kaçınılmaz bir şekilde Arap çoğunluğu dahil edeceği gerçeğinden dolayı bu düşünceden vazgeçti. Bundan dolayı da Revizyonistler yerli halkı yerinden etmeyle, onları Yahudi kurallarını kabul etmeye ikna edecek bir yol bulma konusundan az ilgilendi.
Jabotinsky 1923 yılında yanıtını formüle etti. Jabotinsky'nin yanıtı dolaylı olarak ayırma fikrini içeriyordu ancak yerli halkın transferi konusunda ille de bir şey söylemiyordu. Revizyonist liderin formüle edilmiş yanıtı, yerli halkı itaat etmeye zorlayacak 'demir duvarın' devamlı gücüydü. Jabotinsky'e göre Filistinlilerin boyun eğmeyi kabul etmesi ancak 'demir duvar yani hiçbir şekilde Arap baskısından etkilenmeyecek bir gücün Filistin'de inşa edilmesiyle' sağlanabilir.
Emperyalist İngiltere yönetiminin ateşli bir taraftarı olan Jabotinsky gelecekteki Yahudi devletini şu yalın sömürgeci ifade ile tanımladı: Yerli nüfusu yöneten Avrupalı elit grup. Ancak Revizyonizm içerisinde, Siyonist işçi hareketindeki gelişmelerin aynısı şeklinde, ayırma fikrinden transfer fikrine geçiş oldu. Bu değişim muhtemelen ideolojik olmaktan çok oportünist bir temeldeydi ve -Revizyonistler Ben Gurion'un transfer yoluyla Yahudi devletini şekillendirmedeki başarısını duydukları için- özellikle de gözle görünür şekildeydi.
Jabotinsky'nin öğrencilerinden birisi olan ve sonraki tarihlerde Likud lideri iken başbakanlık yapan Menahem Begin, 1948 yılında İrgun silahlı milis örgütünün lideriydi. Bu örgüt, savaşın en kötü vahşetlerinden birisini gerçekleştirdi. Menahem Begin, savaşçıları kadın ve çocukların da dahil olduğu 100'den fazla köy sakinini katlettikleri Filistin'in Deir Yasin köyüne yöneltti.
| Filistinlileri normal yaşamın temel koşullarından mahrum ederek onların en nihayetinde yerlerini terk etmeyi seçecekleri tahmin ediliyor. Ve Filistinliler kendi vatanlarını terk etmeyi seçerse, Siyonist düşünce bu topraklar üzerindeki hak iddiasını güçlendirecek. |
Bunun sonucunda emekli General Rehavam Ze'evi de dahil olmak üzere sağdaki diğer partiler de etnik temizliği açıkça destekledi. Ze'evi'nin partisi Moledet, İbranice'deki 'tet' harfini sembol olarak kullanıp seçimlerde transfer kampanyası yürüttü. Göçmen lider ve haham olan ardılı Benny Elon da benzer bir düzlem benimsedi: Sadece nüfus transferi barış getirebilir.
Ayırma ve transfer politikaları arasındaki tartışmanın yoğunluğu 1948 ve Filistin yerli halkının çoğunu Yahudi devletinden dışarı çıkaran etnik temizlik kampanyasından sonra düştü. Geride kalan Filistinli azınlık-nüfusun beşte biriydi ama büyük oranda Yahudi göçüyle yakın zamanda boğulacağı tahmin edilen bir gruptu ve henüz tehdit olarak değil de rahatsız edici bir unsur olarak görülüyordu. Filistin halkı, İsrail'deki Yahudi ve Filistinliler arasında ayırma politikasını uygulamak için tasarlanan askeri hükümet altında yaklaşık yirmi yıl yönetildi. Eğitim, istihdam ve barınma alanlarında bu ayrım daha az uç noktada olsa dahi bugün hala varlığını sürdürüyor.
Ayırma-transfer tartışmaları İsrail'in 1967 yılında Batı Şeria ve Gazze'yi işgal etmesiyle büyük oranda tekrar gündeme geldi. İsrail'in Yeşil Hattı silmesi ve İsrail ile işgal altındaki bölgelerde bulunan Filistinliler arasında farkın kalmamasıyla Siyonistler açısından Filistin topluluğu bir kez daha büyük bir tehdit olarak görülmeye başlandı.
1967 yılında kabinedeki tartışmalar hükümetin karşılaştığı kararsızlığı gösteriyor. Tüm diğerlerinin yanısıra, Moşe Dayan hem yeni ele geçirilen bölgeleri hem de bu bölgelerdeki Filistinli nüfusu topraklarına katma taraftarıydı. Diğerleri böylesi bir hareketin açık bir şekilde sömürge olarak görüleceği ve bunun da Yahudi yurttaşlar ve yurttaş olmayan Filistinliler için ırk ayrımcılığı sistemine doğru hızla bozulacağına inandı. Jabotinsky'nin demir duvar çözümünün artık uygulanabilir olmadığını düşünüyorlardı.
Ancak aynı şekilde, insan haklarına sözde bağlılık gösteren medyanın daha egemen olduğu dönemde, hükümet geçmişte Ben Gurion'un yaptığı gibi yüksek oranda Filistinliyi yerinden sürüp toprakları ele geçirmenin yolu olmadığını gördü. Benzer şekilde muhtemeldir ki, dünyayı bu tarz toplu ülke dışına taşınmaların gönüllü olduğu şeklinde nitelendirilmesi gerektiğine ikna etmenin de yolu olmadığını gördü.
Bundan dolayı İsrail ne bir transfer programı yürüttü ne de sıkı bir ayırma politikası uygulama yönünde kararlı bir biçimde hareket etti. İsrail bunların yerine Dayan'ın Batı dünyası tarafından büyük oranda fark edilmeden devam edilebileceğine inandığı işgal bölgelerine 'yavaş yavaş el konulması' önerisini uygun hale getiren ırk ayrımcılığı modelini seçti.
Güney Afrika'daki ırk ayrımcılığı Herzl'in ayırma fikrinden önemli bir noktada ayrılıyor: Irk ayrımcılığında 'diğer' halk yüksek oranda kötü muameleye maruz kalsa dahi siyasi düzenlemenin gerekli bir bileşenidir. Sürgün edilen Filistinli düşünür Azmi Bişara'nın da belirttiği gibi Güney Afrika'da 'Irk ayrımı mutlak değil. Bu ayırım politik birlik çerçevesinde gerçekleşti. Irkçı rejim siyahları sistemin bir parçası, bütünün bir bileşeni olarak gördü. Beyazlar birlik içerisinde ırkçı bir hiyerarşi yarattı'.
Diğer bir ifade ile Herzl'in ayrılma konseptinde dolaylı olarak değinilen kendi kendine yetme ya da tek taraflılık İsrail'in işgali ile yıllarca gözardı edildi. Filistin işgücü, siyah işçilerin Güney Afrika tarafından sömürülmesi gibi, İsrail tarafından sömürüldü. Filistinlilerin bu görüşü, böylesi bir ayırmanın bağımlı iş gücü yaratması gerektiğini belirten Oslo anlaşmalarında formüle edildi.
Ancak Oslo süreciyle hayata geçirilen İzak Rabin'in ırk ayrımcılığı modeli ve Benjamin Netanyahu'nun Jabotinsky'nin Büyük İsrail görüşünü desteklemedeki muhalefeti, Herzl'in ayırma politikası vasıtasıyla hayata geçirilen transfer modelinden sapıyor. Mevcut her siyasi akımın daha güçlü bir şekilde 'tek yanlılık' eğilimini benimsemesinin nedeni büyük oranda budur.
Şaşırtıcı olmayan bir şekilde 'tek yanlı ayırma' politikası en çok Ehud Barak tarafından savunulan Siyonist işçi hareketinde ortaya çıktı. Fakat bu politika kısa sürede birçok Likud üyesi tarafından da benimsendi. Son olarak tek yanlı ayırma politikasının başarısı Büyük İsrail'in önde gelen savunucusu Ariel Şaron'un dönüşümünden kaynaklandı. Ariel Şaron tek yanlı ayırmaların manifestolarını, Batı Şeria ve Gazze'nin dünyayla bağlarının koparılmasının yanısıra yeni konsensüs partisini -Kadima- oluşturmak için İsrail sağını böldü.
Yeni konsensüste Filistinlilerin transferi -Herzl'in bir dönem umduğu gibi- uygulanacak mutlak ayırma ile başarılacak. Gazze'nin dünyayla bağlarının koparılmasından sonraki aşama Şaron'un ardılı Ehud Olmert tarafından gerçekleştirildi. Olmert'in, birçok yerleşimcinin yerinde kalacağı, Gazze'den sınırlı çekilme şeklindeki yakınlaşma planı düştü; ancak bu planın altyapısı -ayırma duvarı- inşa edilmeye devam ediyor.
Modern Siyonistler tek yanlı ayırmayı transfere nasıl dönüştürecek? Herzl'in -sıkı etnik ayırım ile uygulanan- etnik temizlikle ilgili orijinal görüşü günümüz dünyasında ne şekilde hayata geçirilecek?
Gazze'deki mevcut abluka yukarıdaki sorular için bir model sunuyor. Gazze'nin dünyayla bağlarının koparılmasından sonra İsrail Gazzelilerin yardım, gıda, yakıt ve insani hizmetlere erişimini istediği vakit kesebilme olanağına sahip oldu. Normal yaşam düzeni, ses duvarını aşan uçak gürültüsü, keyfi İsrail hava saldırıları ve özellikle siviller arasında kayıpla sonuçlanan tekrar eden küçük çaplı işgallerle daha da bozuldu.
Gazze cezaevi bir metafor olmaktan çıkıp günlük bir realiteye dönüştü. Esasen Gazze'nin koşulları cezaevinden daha kötü: Mahpuslar, savaşta dahi, insanlıklarına saygı duyulmasını ve düzgün bir şekilde barınma, bakım, beslenme ve giyim ihtiyaçlarının giderilmesini bekler.
Bu denli uç noktada uygulanan ayırmanın nihai amacı açıkça belirgindir: Transfer... Filistinlileri normal yaşamın temel koşullarından mahrum ederek -dünyaya bir kez daha gönüllü terk etme olduğu şeklinde pazarlayabileceği- onların en nihayetinde terk etmeyi seçecekleri tahmin ediliyor. Ve Filistinliler kendi vatanlarını terk etmeyi seçerse, Siyonist düşünce -aynen önceki Siyonist neslin Filistinli göçmenler 1948 ve 1967 savaşları sırasında görünüşte kaçtığına inandığı gibi- bu topraklarda hakkını güçlendirecek. Transfer süreci kaçınılmaz mı? Bence değil. Modern 'Ayırma vasıtasıyla transfer' politikasının başarısı ciddi sınırlamalarla karşı karşıya.
Bir, bu süreç ABD'nin küresel hegemonyasının ve İsrail'e sunduğu tam desteğin sürmesine bağlı. Böylesi bir destek ABD'nin Ortadoğu'daki mevcut sıkıntılı durumu ve Çin, Rusya ve Hindistan güç dengesinin giderek yükselmesinden dolayı azalacağa benziyor.
İki, Siyonist bir dünya görüşüne ihtiyaç duyuyor. Siyonizm sadece uluslararası hukuktan değil ayrıca da birçok toplum ve ideolojinin desteklediği değerlerden saptı. Siyonist hırsların özünü gizlemek muhtemelen daha da zor olacak, bu durum yapılan anketlerde ortaya konan düşüncelerde de açıkça görülüyor. Anketler Batı kamuoylarının, hükümetleri inanmasa dahi, İsrail'in dünya düzeni için en büyük tehlikelerden birisi olduğuna inandığını gösteriyor.
Ve üç, bu süreç Filistinlilerin yavaş yavaş yok edilmesi sırasında pasif kalacağını öngörüyor. Tarih Filistinlilerin bu süreçte kesinlikle pasif kalmayacağını gösteriyor.
JONATHAN COOK
Gazeteci yazar Jonathan Cook, Nasıra'da yaşıyor.
Çeviren: Osman İşçi
Gündem Online
