AKP kapatılmadı!
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç'ın ifadesiyle: 'AK parti kapatılmamıştır.' Bu ifadeye ve Anayasa Mahkemesi Başkanı'nın ses tonuna bakınca, Haşim Kılıç'ın bu doğrultuda çok çetin bir mücadele vermiş olduğunu anlıyor insan.
Son zamanlarda Anayasa Mahkemesi'nin parti kapatmak istemediği anlaşılıyor. Başkan Haşim Kılıç'ın gereken yasal düzenlemeleri yapması için Meclis'e yönelik yaptığı çağrı çok netti. Bakalım TBMM ne yapacak? Gereken demokratik yasal düzenlemeleri yapabilecek mi? Anayasa Mahkemesi'nin HAK-PAR'dan sonra AKP'yi kapatmamış olması önemlidir. Bakalım aynı tutumu DTP'nin kapatılma davasında da gösterebilecek mi? Yoksa DTP'yi kapatarak ayrım yapacak ve siyasi yönetimin uzantısı durumuna düşmüş olduğunu mu ortaya koyacak?
AKP'nin kapatılmaması ne anlama geliyor?
Birincisi bu sonuç, sert bir iktidar mücadelesi ardından ortaya çıktı. 'AKP'yi kapatma davası' ile 'Ergenekon soruşturması' birbirine karşıt mücadeleler olarak meydana geldi. Belki de Türkiye'yi dizayn etmek isteyen el, bunları karşılıklı geliştirip süreci yönetti. Bu durumda Ergenekon soruşturmasında da tansiyonun düşürüleceği anlaşılıyor. Peki, iktidar mücadelesinin sonucu ne oldu? Acaba AKP bir adım ileri gitmiştir denilebilir mi? Böyle de olsa, sonuçta yeni bir uzlaşmanın yaratıldığı açık. Yeni bir iktidar paylaşımı yapıldı. Ne kadar sürer, elbette bilinmez. Ancak yeniden uzlaşıldığı kesindir. Yine bu uzlaşmanın 'PKK'ye karşı savaş' üzerinde yapıldığı tartışma götürmezdir.
İkincisi, AKP'nin kapatılmaması Türkiye'de devlet siyasetinde merkezi kaymayı kesinleştirmiş oluyor. 'Siyasi İslam' çizgisinde bir parti ilk defa kapatılmıyor. Bu da AKP'nin iktidardaki etkinliğini arttırdığını gösteriyor. Elbette 22 Temmuz seçimleri öncesinde, yani 27 Nisan muhtırası ardından olduğu gibi AKP kendini bir kez daha gözden geçirecek. Böylece AKP, DYP ile Refah Partisi arasında bir yere gelecek. Bu da devlet siyasetinin yeni merkezini oluşturacak. Yani Türkiye'de devlet siyasetinde merkez kayması yaşandı. Artık merkez AKP çizgisidir. O da, tam olmasa bile, liberalizmle kaynaşmış siyasi liberalizm çizgisidir. Yani 1990'lı yıllarda çok tartışılan 'ikinci Cumhuriyet' gerçekleşmiş oluyor. Bunu da 'yarım İslam cumhuriyeti' olarak tanımlamak hatalı değildir.
'Siyasi İslam' çizgisinden gelen bir parti ilk defa kapatılmamıştır. Bunun AKP'ye yeniden siyasi bir güç kazandırdığını kabul etmek gerekiyor. Peki, AKP bu gücü nasıl kullanacaktır? Elbette herkes demokratikleşme yönünde kullanmasını ister. Önündeki kapatma engeli de kalkmış, 'engelleniyoruz' itirazları da ortadan kalktı. Bu temelde gerçekten demokratikleşme ve Kürt sorununun demokratik çözümü önünde samimi adımlara insan destek verir. Ancak buna dönük hiçbir işaret görülmemektedir. AKP'nin mevcut çizgisini derinleştirerek uygulamaya çalışacağı anlaşılmaktadır. Yani demokratikleşme ve anayasa değişikliğinin bol bol demagojisi yapılacak, gerçekte ise kirli savaş rejimi derinleştirilerek hayata geçirilecektir. Bu konuda herkes duyarlı olmalı, AKP demagojisine ve yalanlara asla inanılmamalıdır.
Anayasa Mahkemesi kararı sonucunda AKP için yeni bir dönemin başladığı açıktır. Bu, AKP'nin dördüncü dönemi olmaktadır. Birinci dönem Abdullah Gül dönemidir. Bu dönem AKP'nin hükümet olduğu, iktidara yavaş yavaş yerleştiği, çeşitli acemilikler yaptığı, yönünün tam kesinleşmediği dönemdir. İkinci dönem, Tayyip Erdoğan'ın hükümet kurup yönettiği, AKP'nin çizgisinin netleştiği dönemdir. Bu dönemde, 1 Mart 2003 tezkere krizi sonunda yeniden ABD ile ilişki kurularak PKK'ye karşı çürütme politikası temelinde içten provokatif-tasfiyeci dayatmada bulunmuş, başarısız kalınıp çürütme politikası boşa çıkınca 2005 sonundan itibaren özel savaş rejimi ile uzlaşılmıştır. Buna, kirli savaş rejimine teslim olmakta denilebilinir. Bu temelde 'PKK'yi tasfiye planı' hazırlanmış, İmralı'da zehirleme, dağda ezme, şehirde tutuklama ve işkence gündeme getirilmiştir. Ancak bunlar da 1 Ekim 2006 tarihli 5. ateşkes süreciyle başarısız kılınmış, boşa çıkmıştır.
AKP'nin üçüncü dönemi, 27 Nisan muhtırasıyla başlayıp Zap operasyonu sonrası kapatma davası açılıncaya kadar ki geçen dönemdir. AKP yönetimi bu dönemde, önce Genelkurmay ve muhalefetle uzlaşmış, sonra da İran, Suriye, ABD ve AB ile uzlaşarak yeni bir 'PKK'yi imha ve tasfiye planı' hazırlayıp 1 Aralık 2007 tarihinden itibaren uygulamaya koymuştur. Bu planın başarısı Zap operasyonuyla sağlanmak istenirken, Zap operasyonunun (21-29 Şubat arası) başarısızlıkla sonuçlanması planın da boşa çıkmasını sağlamıştır. Yeni hükümet ve Meclis tartışmaları bu nedenle gündeme gelmiştir.
Dördüncü dönem, kapatma davasının reddedilmesiyle başlamış oluyor. İnsan bunun demokratikleşme dönemi olmasını istiyor, ancak gerçekler bunun tersinin olacağını gösteriyor. Dördüncü dönemin daha ağır baskı ve işkence dönemi olacağı, Kürtlere karşı kirli savaşın daha da tırmandırılacağı ve Türkiye'nin ABD siyaseti doğrultusunda Ortadoğu çatışması içerisine daha çok gireceği anlaşılıyor.
Bu yönde yaşanan olaylara, ortaya çıkan işaretlere bakalım. Örneğin, İstanbul'da peş peşe patlamalar yaşandı. Önce ABD konsolosluğuna baskın oldu, ardından Güngören olayı yaşandı. Yeni olaylar olacağından halen endişe duyuluyor. Nedense, yalnızca bu olayların kimin yaptığı tartışılıyor. Bu tartışılsın, ancak bir de bu olayların hangi politikanın sonucu ortaya çıktığı hususu tartışılsın. Olaylar bir sonuçtur, bu sonuçlara yol açanın AKP'nin izlediği politikalar olduğu tartışmasızdır. Dolayısıyla siyasi sorumlusu AKP'dir. AKP'nin buradaki şansı, bu gerçekleri anında ortaya koyacak bir siyasi muhalefetin bulunmamasıdır.
Diğer yandan Güney Kürdistan'a yönelik saldırılar yeniden başlamıştır. Genelkurmay Başkanlığı, Kandil ve Zap'a dönük hava saldırılarını övünerek açıklıyor. Kerkük bir barut fıçısı olmaktan çıkarak artık çatışmalar başladı. Kerkük'te yaşayanların büyük çoğunluğu şehrin Kürdistan Federasyonu'na bağlanmasını istiyor. Ancak Irak yönetimi bunu engelliyor, tersini yapıyor. Bunun da ardında İran, Suriye ve Türkiye'nin olduğunu herkes biliyor. Bu da bir AKP marifetidir. AKP politikalarının Güney Kürdistan ve Kerkük'te savaşı tırmandıracağı anlaşılıyor.
ABD yönetimi, muhtemelen 2009 başından itibaren İran'a yüklenecek. Buna hazırlandığı görülüyor. Bu konuda destek için Türkiye üzerindeki baskılarını arttırıyor. AKP hep 'olumlu' izlenim verdi şimdiye kadar. Artık hazırlık süreci sona eriyor. Bakalım AKP ne yapacak ABD-İran çatışmasında? İkisini de idare mi edecek, yoksa ikisiyle de kavgalı hale mi getirecek Türkiye'yi?
Görülüyor ki, AKP'nin dördüncü dönemi daha fazla çatışma ve daha büyük felaket dönemi olacağı benziyor. Nereden bakılırsa bakılsın, durum ciddi, gelecek tehdit altındadır. Bunu zaman geçirmeden Türk-Kürt Türkiye'de yaşayan herkes görmeli ve ortak tutum geliştirmelidir buna karşı. Yani bu dördüncü dönemi en kısa süreli hale getirmek, daha başlamadan bitirmek lazım. Yoksa yarın geç olabilir. Böyle olmaması için herkes uyanık olmalı ve ortak çaba harcamalıdır.
Gündem Online
